Invisible Monsters by Chuck Palahniuk
O kıl olma durumunun sıcacık halini geçen gün yaşadım. Invisible Monsters'ı bitirince. Finale doğru giderken, aklıma bile gelmemişti böyle biteceği. Fakat, gerçekti işte. Chuck'ın verdiği finali bir hikaye olarak (hatta ilkini beğenip seri olarak üçüncüsüne kadar yazmıştım) karşımda görünce bir tuhaf oldum.
Genel hatları itibarı ile benzersiz bir konudan sonra, kendi hikayenle finalde karşılaşmak çöpe attığın giysiyi bir süre sonra en yakın arkadaşının üzerinde görmek kadar şüphe uyandırıcı oluyor (Tabi Chuck'ın Turkcesi varsa şüpheye bile gerek yok) "Acaba?" sorusu geliyor insanın aklına megalomanca bir şekilde... Elbette saçma düşünceler. Tıpkı ciddi bir toplantı sırasında aklına gelen "acaba şuradaki herkesi bir anda öldürebilseydim ilk hangisinden başlardım?" gibi saçma bir fikir hareketi işte...
Uzun lafın kısası (Bir başçavuş bize deyimi; "kısa lafın uzunu" şeklinde kullanmıştı bir ictimada, bir kaç kişi anlayıp gülmüştü...) gurur duydum açıkçası. Chuck hala en favori yazarlarım arasındaki yerini elbette koruyor.
Postcards From The Future belgeseli, Chuckseverler için güzel bir seyirlik bu arada. Duymayan kaldıysa..
Fakat bu belgeseli seyrederken, merak etmeye başladım. Chuck, nerede "tıkanma" yaşayacak diye. O arada birisi sordu bu soruyu panelde. O da güzel cevap verdi: "Sıçacağın varsa tuvalete gidersin. Oturup, sıçmam lazım demezsin , öyle değil mi?" diye soruyu geriye göndererek... İyi cevaptı. Ben de oturdum yerime. Ben zaten oturuyorum.


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön