Murat Kaya

Pazartesi, Ekim 10, 2005

Elden kacanlar

Oasis'in Heathen Chemistry albümünü aldığım sene "Hung In A Bad Place" şarkısının girişini duyar duymaz zıplamıştım. Gözümün önüne bu şarkı, süper bir reklam müziği olarak gelmişti. Ağır çekimde bir araba reklamı için veya bir giyim markası için güzel bir reklam müziği olabilirdi. O sene içerisinde Victoria's Secret reklamında kullanıldığını öğrendim. Hem de o mükemmel yavaş çekimler eşliğinde (Filmi merak eden varsa, mail atsın, göndereyim-adres blogun en üstündeki kutuda var).

Yine aynı yıl Foo Fighters'ın One By One albümündeki "Times Like These" şarkısının da girişinde, içimden "harika bir film veya dizinin açılış müziği olur" cümlesini geçirmiştim. American Wedding filminin DVD'sini göndermiş idi abim sağolsun. Alır almaz koydum izlemek için. Açılış müziği Times Like These'di. Yıkıldım.

Geçen gün, bir cafede gözüm MTV'ye takıldı. Son zamanlarda çok sevdiğim ve devamlı mırıldandığım bir melodi başlamıştı çalmaya çünkü. Kafamı kaldırdım ve onunla gözgöze geldim. Audioslave'in Out Of Exile albümünü aldıktan sonra tümünü dinleyip, sadece "Doesn't Remind Me" adlı şarkısının üzerine "Güzeeel" anlamında bir tick atmıştım. Onlar da herhalde benimle aynı fikirdeymiş ki, tutup bu şarkıya klip çekmişler iki ay kadar sonra.

Bu tip örnekleri, oldukça sık şekilde yaşıyorum. Yukarıda saydıklarım beni en çok yıkanlar ve "ulan ben niye İstanbul'da yaşıyorum ki?" dedirterek pişman ettiren örnekler. TBWA Los Angeles ofisinin 2003'te hazırladığı i-pod reklamında Jet'i duymak ve onların o müziği benden önce dinleme imkanına ve reklamlarında kullanma imkanlarına sahip olduklarını bilmek beni yıkıyor bazen.

Bir müziğin, dinler dinlemez yakalanması yetmiyor belki de. Çünkü ilk dinlemede bayıldığım çoğu müzik için bir "rol" biçemediğim zamanlar da oluyor. Fakat en çok üzeni, yukarıda da bahsettiğim gibi, rolü biçip başkasına kaptırmak oluyor. Belki de Polyannacılık oynuyorum kendi kendime. Çünkü, bir türlü inanamıyorum ki; Aberfeldy'nin Summer's Gone şarkısını bir içeceğe veya giyim reklamına müzik olarak sunduğunuzda size "okey" deneceğine. Daha ucuza, benzer müziği bir "jingle evi"ne yaptırtmak daha caziptir bir ajans için de bir reklamveren için de.

Türkiye'de (yabancı ya da yerli) bir müziğe kulağı alıştırabilmek veya hazım edebilmek için onun televizyonda duyulmuş bir şey olması gerekiyor. Eğer siz de, tutup henüz bırak televizyonu, dünyada tam olarak duyulmamış bir müziği kullanmaya kalksanız görsellikle uyuşsa bile kim size "OKEY" der? Üstelik, Türkiye'de bir müziğe telif hakkı ödemek yerine, onu çalmak veya benzerini daha ucuza başkasına yaptırmak daha cazip birşeydir. Malum. "Bütçe" her ucuzluğa yakışan bir mazerettir.

Yine kendimi "bahaneler fabrikası"nda buldum işte. Ah ah.

Ben en iyisi şimdilik müzik önerilerini burada yazayım. En azından "ben demiştim" dediğim zaman birisi de "ben de okumuştum" diyebilsin.