Murat Kaya

Çarşamba, Kasım 30, 2005

Aspidistra

Aspidistra'yı hala bitirmedim. Kasıtlı olarak uzatıyorum. Altını çizmeden okuduğum kitaplardan birisi o yüzden Ecstasy Club gibi bir "altı çizilenler" post'u yazmayacağım.

Şimdiye kadar okuduğum kısımlar içimi parçaladı. Gordon Comstock'un dibe vuruşu, aslında hep dipte oluşu, dipten çıkmayı hem istemesi hem de istememesi, zorunlu fakirlik ile tercih edilmiş fakirlik arasındaki farkı anlatması, kendisine önyargılar koymuş olması ve bu önyargılar dolayısı ile kendini kapana sıkıştırması...
Okuyan daha iyi anlar sanırım... Kendi şiirini bir gün sevip öteki gün "nefret" etmesi gibi duygular tanıdık geliyor bana bir yerden. Bazen biz de yazdıklarımıza öyle bakıyoruz. İtiraf ya da kendine dışarıdan bakma (dış-görü kelimesini kullansam mı acaba) . Önyargılar hepimizde var. Kendimize sınırı çeken önyargılar. Algılar mı etkili bunda? Yoksa "psikolojik giysilerimiz" mi?
Etrafa soru işaretleri püskürtüyor gibi hissettim bir an. Hayır, hayır. Düşünüyorum.

Aklıma az önce bir sahne geldi ...

Bir yapımcı, oyununda oynayacağı aktörü çağırıyor görüşmeye. Aktör geliyor. Merhaba-nasılsınız kısmı geçilip sıra iş konuşmaya geliyor. Aktör doğal halinde. Fakat yapımcı defol git diyor ve kovuyor aktörü. "Niye kovdun?" diye soruyorlar. "Bu ne biçim aktör?" diyor "rol yapmasını bilmiyor. Ben de çayı onunla aynı şekilde karıştırıyorum."

Aktör mü az aktör, yapımcı mı garip? Hayır. Belki de aktör az aktör, yapımcı harika. Belki de biz, yani "bunu izleyenler" bir garip baktık. Anlamadık ya da anladık.

Ne diyorum ben?