Murat Kaya

Çarşamba, Kasım 30, 2005

Blog arşivime bakıyorum bazen. Arada eksik aylar var. Askerde geçen zamanlar, çarşı izninde bir cafeye çöreklenip insan manzaraları seyredip "kafaya" not almak yerine bir internet cafeye gidip post yazsaymışım eksik kalmazmış o aylar. Eylül-Ekim 2004 haydi, "psikolojik olarak askere hazırlık dönemi" olarak gitti. Şubat-Mart 2005 ise cafede gazete okuyup, "bir er çarşı izninde ne yapar?" araştırması ile geçti. Yerli halk askere nasıl davranır, neden, kim, ben neden buradayım, dönünce ne olacak, ne diye getirdiler bizi buraya gibi sorulara cevap aramak yorucu oluyor.
İnternet cafeler de içler acısı idi. Web-cam karşısına geçip de "slm-asl-nbr" üçgeninde dolaşan olgunlar ile counter strike oynamak için bağırmak gerektiğini keşfeden sübyanlar arasında post yazmak zor oluyordu. Bir iki post karalamışımdır askerlik döneminden.
Eskiden ağaçlara, masalara, tuvaletlere "şafak atılırmış"; ben blogger'a şafak attım. Arada bir o post'u okuyorum. Hatırlamak için.

Astsubay sordu "Sivilde ne iş yapıyordun lan sen?" diye. [Benden bir yaş büyük] Metin Yazarı desem anlar mı bilemediğim için, "yazarım" dedim. Güldü. Gerildi şöyle bir gururla, "Ben de yazarım" dedi sonra sol elini kaldırdı [solak idi] yazma fiilini canlandırdı ve "hem de sol elle" dedi. Güldüm. O da bana güldü esprisini beğendim diye. Halbuki ben başka bir şeye gülüyordum.

Aklıma geldi işte. Status Quo dinliyordum. Herhalde ondandır.