Murat Kaya

Perşembe, Kasım 03, 2005

Genellikle aynı şey oluyor. Bir ajans çatısı altında çalışırken sanki bu kadar çok sıkışmıyorum. Geçen hafta çalıştığım yerden ayrıldım. Bir süre kendime vakit ayırabilirim diye düşünüyor iken sanki daha çok işin altına girmişim gibi hissettim. Yazılması gereken işler var, okumak için istifa ettiğim gün aldığım yeni yayınlara daha vakit ayırabilmiş değilim ve yarın cuma - yani kitap eki günü- okunmayı bekleyen kitap sayısı gittikçe artıyor ve sanki benim ömrüm azalıyor.

Weblog, aslında günlük. Ama günlükten başka her şekilde kullanıyorum herhalde... Kusura bakmayın. Baksanız da göremezsiniz. Çünkü "kusur" soyut bir kavramdır.

Eski şarkıları dinlemek - eski dediysem 60'lar, 70'ler değil 1999-2003 arasında üretilmiş müzikler- bende bir zevk herhalde. Demlenmeye mi bırakıyorum şarkıları nedir?

Sufjan Stevens diye birisini keşfettim. Yeni değil keşfim. Aşağı yukarı üç aydır, bloglanacak konu başlıkları arasında bulunuyor. Dün gece, uzun zamandır dinlemediğimi farkederek dinledim tekrar. Tarif edilemez bir lezzeti var müziğinin. Değişik müzik zevklerine açık olanlara tavsiye ederim. "Illinoise" isimli albümündeki Jacksonville ve Chicago şarkıları bana yetiyor diğer şarkılarına vakit ve kulak ayıramıyorum. Genel olarak bakıldığında, "farklılaştırmayı" güzel bir şekilde müziğe uygulamış birisi gibi algıladım Sufjan'ı (ismi de tuhaf tabi bu arada).

State Of Shock var, Michael Jackson'ın gençlik çalışmalarından. Freddie Mercury ile ve Mick Jagger ile farklı farklı versiyonlarını yapmış. Güzel.

Çok tutmayayım, yine döneceğim.