Murat Kaya

Perşembe, Aralık 08, 2005

"Bant'tan girdim, Branson'dan dem vurup debut'ya getirdim sonra nerede bıraktığımı unuttum" yaklaşımına uygun bir post.

Blue Jean'den bahsetmiştim geçenlerde. Bir "marka" ölürse, yerine geçen bir "aday marka" elbet çıkar. Biraz reklam gibi olabilir, fakat elimde değil. Eskiden olduğu gibi güzel şeyleri birbirimize göstererek "yaşatmak" zorundayız. Müzik dergilerine bir yenisi daha eklenmiş de haberim yokmuş. Geçen aylarda "bir arkadaş" Bant dergisinde yazısının çıktığını söylemişti. Ayın sonuna doğru söylediği için dergiyi hiçbir bayide bulamamıştım. Bu ay, görünce aldım.

"2005'in en iyi albümleri" diye bir dizi olmuş. Blue Jean'de de olurdu bunlar. Eskiden gururlanırdık o listeleri incelerken, kendi keşfimiz olan bir grubun "yılın en iyi albümleri" arasında olduğunu gördüğümüzde. Şimdi de Sufjan Stevens'ın o listede olduğunu görünce sevindim, gururlandım. Üstelik "en iyi albümler" arasında Britney Spears ve Eminem gibi isimler yok. (Ah şu romanımı piyasaya çıkarmış olsaydım keşke-anlatımımı kolaylaştırabilirdi.) Neyden bahsediyorum ben? Satış rakamlarına bakılmaksızın hazırlanan "en iyi albümler" listelerinden elbette. Müzik piyasası, en zor pazarlardan biridir. Bir firmanın da, bir grubun da, bir şarkıcının da başarısını ölçen başka etkenler vardır. Richard Branson'un biyografisini okuyorum hala - kitabı bitirmeyi bilerek uzatıyorum, evet- ve bu piyasanın zorluklarını daha yakından dinlemiş oldum, ilk ağızdan.
Ahmet Ertegün ile ilgili kısımlar da oldukça "ayrıntılı" yazılmış. Branson, Amerika'ya gidip de Mike Oldfield'i "pazarlamaya" uğraştığı zaman ilk görüştüğü kişi Ahmet Ertegün olmuş. 200 bin pound'dan açılan pazarlık tahmin ettiği fiyatın çok çok üstünde sonuçlanınca Richard Branson da şaşırmış. Fakat Ahmet Ertegün'ün "iki zenci kız"ı kapmasına sanırım daha da çok şaşırmış (Kitabı okumak için bir neden daha bence-okumayanlara sesleniyorum) .
Richard Branson, beklediğimden de açık sözlü çıktı diyebilirim. Kitapta, "uluslararası bir okur"un dikkatini dağıtacak kadar "fazla ayrıntı" var. "Mesela..." diyerek örnekleri buraya taşımayacağım. Ecstacy Club'tan tecrübem var, 300 küsur sayfalık bir romanı bile özetlerken sayfalarca yazı yazmışım "Loosing My Virginity"den bahsetmeye kalkarsam ayrı bir blog daha hazırlamam gerekebilir.
Büyüme peşinde değilim, "butik bir blog" olmayı tercih ediyorum:) "Cata-blog" ismi geldi şimdi aklıma. Var mı acaba böyle bir blog? (Bakıyorum bir yandan-sonucu ileteceğim).

Tubular Bells'in (Mike Oldfield debut albümü) satışa çıktığı zamana kadar Richard Branson'ın anlatımı çok hoşuma gitti. Mesela Mike Oldfield'in kız kardeşi ile bir minibüse atlayıp evden ayrılmasını, Virgin'in sıkıştığı ve büyümek için yeni bir yol aradığı yere öyle güzel sıkıştırmış ki.... Örnek bir cümle yazayım: "Virgin posta yolu ile albüm satışı işinden iyi kar ediyordu ancak çalışanlarımız yalnızca bu işi yapmaktan sıkılabilirdi. Biz yeni yatırımlar ve projeler peşine düştüğümüz sırada "bilmem-nerede" bir kız ile oğlan çocuğu müzik aletlerini yanlarına alıp bir minibüse bindi. Direksiyondaki çocuğun adı Mike Oldfield, yanındaki kızın adı (yanlış hatırlamıyorsam) Sally Oldfield idi.." gibi bir cümle. "Yazımı burada virgül ile süslüyorum, cümlenin geri kalanını hayalgücünüzde oluşturun, ben o arada başka bir şey anlatacağım size" yaklaşımı. Güzel.

Bu arada isim babalığını yaptığım yaklaşımların, çoooook uzun isimlere sahip olduğunu her defasında farkediyorum. Bu konuda şu anda bir şey yapamıyorum. Aslında böyle uzun olması da hoşuma gitmiyor değil hani. Kim demiş "yaklaşımlara verilecek isimler kısa olur!" diye?

"Debut" kelimesi, "phonetic" derslerimizde öğrendiğimiz ilk kelime idi. Öğretmenciğime teşekkür ediyorum. 80'li yılların sonundan beri aklımdan çıkmıyor öğrettiği bilgiler (89-90 eğitim ve öğretim yılında hazırlıktaydık, değil mi?) "Di-bat" diye okuyan "radyo ve tv sunucuları"na rastladığım zaman sinirlenmeme sebep oluyor, bu ayrı bir konu. "deybiyuu" "deybiyuu" diye diye tekrar ettiresim ve "uuu" sesini verdikleri sırada dudak aralarına bir gül bırakasım geliyor.

Önce "ırkçılık" ardından "meslek ayrımcılığı" yaptığım düşünülmesin sakın. "Vocabulary'm geniş be napayım" diyen bir metin yazarı dayağı hak eder mi bilmem ama "Hikaye ve şiir yarışmasına sizde katılın dersek kızarmısınız acabamı?" yazan bir metin yazarının dudak arasına da gül sokacaklarını sanmam doğrusunu "öğretirken". Neden gül sorusuna cevap, "dikeninden ötürü" olabilir. Örnekleri çoğaltayım. Tam sınava girdikleri sırada hocasının kulağına eğilip "Kümülatif neydi hocam ya?" diye soran istatistik asistanı. Savaş sırasında komutanına gelip de "buyrun ateş komutanım" diyerek çakmak uzatan "potansiyel ölü" asker ("Komutanı "ateeeeş" diye emir verdiği için" cümlesini kurarak açıklamak zorunda hissettim.)
Ya da gazetenin yayına hazırlandığı gergin toplantı sırasında "Sayfa sekreterine götür şunu" emrini alan kişinin "şey, sayfa sekreterinin görevi nedir?" diye soran haberci aday adayı, yer kalayı. "Picasso ile tanışıp neler yaptığını dinlemek isterim" diyen aşırı derecede toplumsal "sanatçı", Mozart'ı dinlemediğini söyleyip ardından "Ama Türkiye'ye konsere gelirse gider dinlerim" diye ekleyen şarkıcı gibi.

Ne dediğimi anladınız ama örnekleri uzatasım geliyor. Çok severim "örnekleme"yi. "İstatistik, bikini gibidir. Asıl görülmesi gereken yerleri gizler" cümlesini sarf ederek istatistik öğrencilerine "ilham veren" kişiye de saygılarımızı sunarız. Junior Copywriter grubu olarak.

Bu gece vokallerde ben vardım, klavyede de ben vardım. Bateride de. Gitarda da. Bass'ta da ben vardım. Peki bilin bakalım hoparlörün ucunda kim vardı? Statcounter. Stat'ları sayıyor. Ali Sami Yen, Şükrü Saracoğlu, İnönü, Eşref Paşa Stadı, Atatürk Stadı, Atatürk Stadı, Atatürk Stadı (böyle devam ediyor)..

Saçmalamaya başlamak derken hep aklıma tüfeklerdeki saçma gelir. O saçma da zarar veriyor. Bu saçmalama da. Saçmalamayı bırakmam gerek. Bir kere başladın mı bırakamıyorsun da. En iyisi azaltmaya bakayım. "Azaltmak" kaybolmuş ama. Neyse ben bakmaya devam edeyim.

Bu arada "stat" şeklinde yazılmadığını biliyorum. Espri olması için öyle yazdım. Konuşma dilinde öyle. "Dillere p....venk olan" diyene bile rastladım. Bazen sapıtıyor sözler. Konuşma dilinde olur. Önemli olan yazı dilinde olmasın diyerek kendimi öpüyorum.

BU ARADA CATABLOG İSİMLİ BİR BLOG DA VAR. Olmaz mı? Al işte bir post daha çıktı bile.