Murat Kaya

Pazar, Aralık 18, 2005

Branson'dan (Birinci Bölüm)

"Çocukluğum artık benim için silik bir hayal. Ama göze çarpan birkaç bölüm var. Annemle babamın bizi durmadan mücadeleye soktuğunu hatırlıyorum. Annem bizim bağımsız olmamızı sağlamaya kararlıydı. Ben dört yaşındayken evimize birkaç mil kala arabayı durdurup tarlaların arasından kendi yolumu bularak eve gitmemi istemişti. Ümitsiz biçimde kayboldum. En küçük kız kardeşim Vanessa'nın ilk hatırası ise bir Ocak sabahı karanlıkta uyandırılmaktır. Çünkü annem o gün benim Bournemouth'a bisikletle gitmem gerektiğine karar vermişti. Benim için birkaç sandviç ile bir elma paketleyip suyumu yolda giderken bulmamı söyledi.............

........Karanlıkta yola çıktığımı hatırlıyorum ve geceyi bir akrabamda geçirdiğimi belli belirsiz anımsıyorum. Onların evini nasıl bulduğum ve ertesi gün Shamley Green'e nasıl döndüğüm hakkında bir fikrim yok. Fakat sonunda, maraton bisiklet sürüşümden son derece gurur duyarak ve büyük bir karşılama beklentisiyle zafer kazanan bir kahraman edasıyla mutfağa girişimi iyi anımsıyorum. Mutfakta soğan doğramakta olan annem beni "Aferin Ricky," diye selamladı. "Eğlenceli miydi?" ......."

Yukarıdaki bölüm kitabın 1950 ile 1963 arasını anlattığı kısmın girişiydi. Ardından Branson yüzmeyi nasıl öğrendiğini anlatıyordu. Annesinin, kardeşlerini ve kendisi nasıl da mücadelelerin içerisine ittiğini ve böylece ayakta kalmayı öğrettiği bölümleri okurken aklım devamlı Ray filmine gitti. İzleyenler bilir, Ray Charles'ın da annesi oğlunun hayat mücadelesinde güç sahibi olabilmesi için yardım edebileceği durumlarda bile yardım etmiyordu. Beni en çok etkileyen sahne, küçük Ray'in görme yeteneğini tamamiyle kaybettiği günlerden birinde annesinin odada olmasına rağmen Ray'e yardım etmeyerek onu uzaktan izlemesi idi. İş hayatında da düşe kalka ilerleyen Ray'in düşe kalka kendisine oturacak bir yer bulmasını izlemek beni fena yapmıştı. Sahne, duygusal bir an ile noktalanıyordu. (Harikaydı.)

Ray'den konu açılınca Ahmet Ertegün'ü hatırlamamak olmaz. Richard Branson'ın hayat hikayesinde de önemli bir yere sahiptir Ahmet Ertegün. Ray Charles'ın hikayesinde de önemli bir yeri var. Bu iki hayat hikayesine de (ve belki daha binlercesine) etkisi olan bir kişi yani Ahmet Ertegün. (Enteresan. Bravo.)

Çocukluğundan itibaren kendini mücadeleler içerisinde bulan Richard Branson'un kumarbazlığa yakın bir girişimci ruha sahip olmasının tesadüfî olmadığını hatırladıktan sonra dikkatimi çeken başka bir noktaya geliyorum. İngiliz asıllı bir öğretmenimiz bize İngiltere'de hiçbir iş adamının halk tarafından bilinmediğini ve kurumsallığın ön planda olduğunu belirtip eklemişti: "Sadece Richard Branson şöhret peşindedir." (Publicity seeker)
Richard Branson'ın henüz "asık suratlı" bir fotoğrafına rastlamış değilim. The Daily Show With Jon Stewart, Friends dizisi, MTV Cribs gibi çeşitli yapımlarda karşımıza çıkar (çıkmaya devam edeceğini de sanıyorum) ve hepsinde "güler yüzlü" bir ifade ile çıkar insanların karşısına. Ahmet Ertegün'ün gülüp gülmediğini anlamanız için sakallarını traş etmeniz gerekebilir fakat Branson'ın gülümsemesini balonla üzerinizden geçerken bile görebilirsiniz. (Evet abarttım.)

Bu "gülümseyen" ifade belki de neden diğer İngiliz iş adamlarının halk tarafından tanınmadığını açıklayabilir. "Gülümsemesini bilmeyen dükkan açmasın" sözü olabilir mi? Bilmem. Benim aklıma bu ihtimal geliyor. Ayrıca İngiliz geleneklerine göre "kişilerin geçici, kurumların kalıcı" olduğu anlayışının yerleştirilmiş olması da etkili olabilir. "Nasıl olsa öleceğiz" diyerek halka kendisini tanıtmaktan kaçınıyor olabilir bu söz konusu iş adamları. Bu durum en çok Abramovich'in işine yaradı herhalde. Ardından da Malcolm Glazer'ın işine yaradı diyebiliriz. Kötü bir şöhret olsa da. (İngilize futbol, Fransıza demokrasi, Türke insan hakları, Amerikalıya pazarlama, gün gelir Japona da "sadakat" satarlar. İlginç.)

Okul defterine iş hayatının ilk notlarını tutmaya başlar Branson. (Defterine aldığı notlar kitapta gösteriliyor.) Buradan yola çıkarak ilk ve orta okul öğrencilerinin defterlerindeki karalamalara bakarak "zihinlerine giriş" sağlayabilirsiniz. Eğer karşıt cinsten kişilerin isimleri yazıyorsa yapabileceğiniz bir şey yok. Fakat "iş planlarına" rastlarsanız veya şarkı sözlerine, hikayelere veya karalamalara size derim ki; o çocuğu bir kenara ayırın ve sıkıca sarılın. Özen gösteren öğretmenler için. Benim defterlerimde her tür zımbırtı vardı. Karşıt cins isimleri hariç. Artık resim çizesim gelmiyor ama o sıralar karalardım. Son dönemlere doğru biraz daha fazla sayıda "rock" ögelerine rastlarsınız sadece. [Dün gece yattığımda aklıma gelen konulardan biri de, önüne boş bir kağıt koyduğunuz kişinin eline kalem verdiğinizde, o kağıda neler yazıp çizeceğine bakarak "fal bakabileceğiniz" idi. Buna dayanan bazı psikolojik testler de yapılmıştı tabi. Fakat ben şu anda böyle bir testi okullarda gezerek yapmak isterdim. İmza denemeleri karalamayan bir kişiye denk gelirsem sevindirik olacağım. Eline bir kalem ve bir kağıt verdiğiniz kişi imza atıp durmuyor ise o kağıda, bence siz de sarılın karşınızdaki kişiye.]

Dağıldı gitti konu. Branson'ın kitabı için ilk girişimdi. Bölüm sayıları artarak devam edecek sanırım. Hele ki Virgin'in havacılık işine girişi... Beklediğimin tam tersi çıktı. Ondan bile hikaye ve iş çıkarabiliyorsa bu adam, bravo derim sadece.

Hikaye devam edecek.

(Richard Branson, "Loosing My Virginity", Çağlayan Şantepe tercümesi ile, Elips Kitap, birinci baskı Şubat 2005, Ankara.)

3 Comments:


  • Richard Branson

    kimdir?
    Virgin Atlantic'de, koltukların arkasına, seyahatleri sırasında yolcuları
    sıkılmasın diye Casio'ya (öyle bir ürünleri olmamasına rağmen) dijital
    ekran yaptırarak kullanan ilk kişi.

    'İletişimi her zaman açık tutmak' gereğini vurgulaması; o, yüzünde her zaman
    görülen gülümsemesinin sebebi olsa gerek.

    Virgin Şirketler Grubu'nun kurucusu. Kişisel özellikleri yanında, salt
    yaşamda yaptıklarıyla insanlara ilham veren, etkileyici, yaratıcı bir zihin
    sahibi. Bunun yanında, sanırım, tüm reklamcıların çalışmayı hayal ettikleri de
    bir reklam veren...

    Rahat bir zamanda, keyif(*)le okunacak bir kitap.
    Kitap kritiğinin devamını merakla bekliyoruz ;)


    (*)keyif kelimesinin; bir dönem kahve reklamlarında kullanılmasından sonra,
    vurucu/yakalayıcı/etkileyici bir kelime olduğunu keşfeden diğer firmalar
    tarafından da, hatta hiç gitmeyecek ürünler için bile sırf bu özelliği yüzünden,
    sıklıkla kullanıldığının ve bir anlamda yozlaştırıldığının farkındayım. Ama bu
    böyle diye, kullanmayı sevdiğim kelimelerden birinden de vazgeçemem.

    İçinde huzur ve rahatlık olan sakin bir mutluluk anını yansıtan 'keyif'
    kelimesinin karşılığı başka hangi dilde bu derece içi dolu şekilde verilebilir
    ki...

    Türkçe, bunun gibi bir çok kelimeye de sahip; zengin bir dil. Yeter ki, reklam
    yazarları bu zenginliğin farkında, özenti yabancı kelimeler kullanımından uzak
    işler yapabilsin.

    Bu, eline kağıt/kalem verilen insanların; isim/imza'dan başka şeyler de
    karalayabildikleri bir zamanda mümkün olacak gibi gözüküyor. Yaratıcılığını
    ortaya çıkaran insanları sevgiyle kucaklıyorum ;)

    By Blogger Lyn, at 3:52 PM  

  • "tüm reklamcıların çalışmayı hayal ettikleri de
    bir reklam veren..."

    Güzel bir tabir. Neredeeeee?

    By Blogger Murat Kaya, at 6:07 PM  

  • Keyif yerine arada bir "huzur" kullanılması gerekmez mi?

    Beni rahatsız eden kısmı kelimenin kendisi değil. Herkesin, beğendiği her şeyi aynı "sıfat" ile ifade etmesi. Tektip insan yapmıyor mu bizi? Çeşitlendirelim diyorum ben. Her firma "kalite" kelimesini kullanırsa, her insan "karizma" kelimesini püskürtürse anlamları boşalmaz mı? Boşalmasa bile "her insanın derdini aynı şekilde anlattığı renksiz, tek düze, sıradan, tektip insan grupları" olmaz mı toplum?

    Bunun olmasını isteyen varsa bilemeyeceğim. Ama kim ister herkesin "aynı kıyafeti" giymiş olmasını?

    By Blogger Murat Kaya, at 6:13 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön