Murat Kaya

Cumartesi, Aralık 03, 2005

The Daily Show


"The Daily Show with Jon Stewart" diye bir program var. Komedi unsurlarını kullanan bir haber programı denilebilir. Daha çok hayatı dalgaya alan bir yapısı var. Ayrıca her programın bir de "konuğu" oluyor. Bu konuklar elbette "bilmem ne derneği yönetim kurulu üyesi sayın fezai pekhavalı" gibi isimler değil John Malkovich, Michael Caine, Michael Moore, Julia Louis Dreyfus, Cameron Diaz, Eva Mendes, Richard Branson... gibi konuklar oluyor.
Her izlediğim programın girişinde hissettiğim bir duygu var: "Başka Yerde Yok" isimli program buradan yürütülmüş hissi veriyor bana. "Yürütme" tezini sunarken dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum. Fakat bu programı bence Türkiye'de 100 kişiye izletseniz, %98'i "aa bizdeki Başka Yerde Yok programına benziyooo" diyeceğini sanıyorum. (Daha önceden söylemişimdir, zanlarım güçlüdür:) E tabi bu durumda da "The Daily Show with Jon Stewart" Başka Yerde Yok'tan çalınmış olamaz çünkü Başka Yerde Yok bir nevi "talk-show" havasına sokulmuş hali, Comedy Central'dakiler Türk Tv'lerini izleseler beş dakika sonra intihar ederler, ayrıca Türkçe'leri yoktur bir deeee Amerikan TV'leri dünya televizyonlarına öncülük eder, maalesef diyemiyorum bu konuda.

Adından da anlaşılacağı üzere "günlük" yayınlanan bu program için sağlam bir ekip çalıştığı belli oluyor. İçerik çok hızlı ve boş bir saniye bile geçmiyor. Bu pek Türkiye Televizyonculuğu'nda yapılan "bir yayın odası, iki kamera, bir sunucu, herkes konuk" programlarına benzemiyor elbette. [eee-ıııı-şeeeeey'lerle ne kadar vakit geçtiğini bir hesaplarsanız "vaktimize yazık" dersiniz.]

Oldum olası Amerikan Televizyonculuğu ile Türk Televizyonculuğu'nu karşılaştırıyorum. Bizdeki en canlı programlar Beyaz Show ve Okan Bayülgen'in programları (Şahan, bu tempoyu biraz daha artırdı diyebilirim-olumlu bir şey söyledim Şahan, seni tek geçerim Türkiye'de ama ben televizyon karşısında vakit geçirmekten kurtardım artık kendimi. Olsun. Desteklerim yine de.). Aynı anda kanal değiştirerek Jay Leno ile Okan Bayülgen arasında "zap"ladığınızda, dakika başına sarfedilen kelime ve anlatılan derdi kıyaslarsanız arada bir uçurum olduğunu çok rahat görürsünüz. Acaba Türk halkı "yavaş anlar" diye mi her şey yavaş ilerliyor programlar içerisinde? [Türk halkı, Amerikan toplumundan daha fazla sayıda, üstelik kendi vatandaşları tarafından "salak" ilan edildiği için, bence bazıları öyle düşünüyor. Halbuki tam tersi. Ne kadar hızlı yaparsanız yapın, halk elbet yetişecektir size]. En basitinden Mehmet Ali Erbil programlarında telefonla bağlantı sırasında dakikaya düşen kelime ve yapılan iş sayısını bir araya getirmekte fayda var. Duraklamalar, sessizlikler... Uyutur adamı tv karşısında (Digitürk billboard'u gördüm geçenlerde, ".... bilmem ne tivi(!)" yazıyordu.)

Neyse. Belki ben abuk bir düşünceye kapılarak Ferrari ile Anadol'u karşılaştırıyorum. Asıl bahsetmek istediğim konuya geleyim.

Kaç zamandır The Daily Show üzerine yazmak istiyordum fakat o kadar çok malzeme var ki neyi yazacağımı şaşırıyordum. Ancak dün izlediğim bölümde [09.23.2003] Bush'un Birleşmiş Milletler'de yaptığı bir konuşmayı gösteriyordu (tabi Jon Stewart araya girip duruyor devamlı) ve konu Bush'un ülkelerden istediği yardım parası konusunda delegelerin tepkilerine geliyor.
İlk önce İngiliz delegenin saçını karıştırdığı görüntüyü gördüm: "İngiliz yetkili kendi kafasında kepek arıyormuş gibi yaptı," ardından masa üzerinde gözlerini kapayıp piyano çalıyormuş gibi yapan Güney Afrika delegesini gördüm "Güney Afrika delegesi piyano çalar gibi yaptı" dedi ve sıradaki görüntüde (burası ilginç kısım) iki elini, dua sonrası "amin" dermiş gibi yüzüne kapatmış Abdullah Gül belirdi ve Jon Stewart bu kısmı şöyle seslendirdi (tercüme etmeden yazıyorum) :"And the Turkish Ambassador pretended that covering his mouth made him invisible ."

Eh bana da The Daily Show with Jon Stewart'ı blog'lamak düştü. Ayrıca her programı izleyişimde Jon Stewart'ın aktörlüğünden ziyade sunuculuğunun daha fazla sevildiğini düşünüyorum. Sanırım Türk televizyonculuğunun da böyle "cap-canlı" sunuculara ihtiyacı var. Hem de baya fazla var.

Hazır konu açılmışken Türkiye'de sit-com denilen yapımların saatler sürmesine karşılık asıl sit-com denen "show"ların 21 dakika sürmesi... Nasıl söylesem bilmiyorum ama... Vakit ve emek kaybı. Ayrıca "tek programa bağımlılık". Bırakın insanlar bir gecede aynı kanalda üç beş dizi seyredip hangisinin izlenmeye değer olduğuna karar versin. Böylece diğer dizileri yazan insanlar da her an "ya dizi yayından kaldırılırsa" diye belirsizlik yaşamak yerine önlerini görebilsinler.

Yüzlerce dizi var şu anda yayınlanan (saymadım ama vardır herhalde) ve ben yayından kaldırılan dizilerin oyuncularından çok "senaristlerine-yazarlarına" acıyorum. Çünkü Televole'ye çıkıp da "Ay bu dizide şu karakteri canlandırıyorum" diyen insanlar, (bırakın diziyi komple yazmayı) kendilerine bile iki satır replik yazamazlar, eminim!

Bence iptal edilen, yayından kaldırılan her dizi; klavyesine yaslanıp "Canınız cehenneme" diye sinir küpü olan bir "yazar" bırakıyor arkada.

Neyse. Sizlere iyi seyirler.

(picture from http://www.agenturblog.de/archives/images/aboutbloggers.png)

2 Comments:

  • merhaba, daily show'un saatlerini öğrenmek için aramamda buldum sizi, epey güzel anlatmışsınız, Abdullah Gül olayını merak ettim, keşke bölümü izleyebilsem :)

    By Anonymous eren, at 7:41 PM  

  • :) Teşekkür ederim. Ben de bu hikayeyi hatırlamış oldum.

    By Blogger Murat Kaya, at 7:52 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön