Gaddar Editör
"Okudum. Eh hoş güzel."
Eee dedim içimden. Nereye bağlayacak acaba?
"Sonra telefon açtım, anlıyo musun? Gel lan buraya kerata!" dedim. "Çok sıcak konuşurum, samimi olurum onlarla. Çalışması çok keyiflidir benimle. İnanılmaz yani."
İnanılmaz kelimesine sinir oluyorum bu arada bahsetmiş miydim? "Keyifli"ye hiç girmiyorum. Keyifle baş başa bırakayım onu.
"Sormayı unuttum, ne içiyon?"
Elimdeki çayı gösterdim.
"Haa iyi tamam. Neyse, ne diyordum? Hah. Tuttu geldi bu nötür bir surat ifadesi ile. Bak bak bak. Şindi ne olucak acaba diye."
Kafamı salladım. "Rakkam", "nötür" ve milyona "mülyön" diyenlere kıl olduğumu nasıl ifade edebilirim ki?
"Çocuğa koz vermemek için nötür tuttum ben de ifadeyi. Bu geri vitese takıyordu neredeyse. Gel gel buraya kuzum dedim. "
Öğle yemeğinde rosto, akşam yemeğinde ekmek arası işkembe. Yanına kola. İngilizler "woş" der Amerikalılar "waş". Waş diyen Türke ancak Erzurum otogarında rastlayabilirsiniz. O da Erzurum Atatürk Kız Lisesi'nin kızına "waşşş" diye selam verir. Savunmasında öyle yazıyor.
"Tuttum bacaklarından, açtım pencereyi." Durdu bir süre. Portakalın kabuğundan gül nasıl yapılıyor diye düşündü herhalde bir müddet.
"Ya da önce pencereyi açtım, sonra bacaklarından yakaladım."
Yine durdu.
Tavana baktı.
Düşündü biraz daha.
"Neyse işte. Sarkıttım bunu pencereden aşağı." Gözleri fal taşı. Bana bakıyor nasıl tepki vereceğim diye.
Bir kaşımı kaldırıyorum. Sağ ya da sol. Hatırlamıyorum.
"Dedim ki; BAK ULAN KALDIRIMDA NE GÖRÜYORSUN? NERENİN KALDIRIMLARI ORASI?".
Nasıl da mutlu, nasıl da eğleniyor, görmeniz lazım. Kahkahalar atıyor.
"İstanbul'un kaldırımları" dedi. "Caddenin gürültüsünden biraz zor duydum ama... İstanbul dedi heralde."
"O zaman dedim, Nev York'ta yaşamıyorsun. Çabuk git sil bakayım şu 'limana gemiler yaklaşırken Brooklyn'den izlerdik' cümlesini.."
Ni York'a Nev York diyenlere kıl olduğumu eklememe fırsat kalmadan demir parmaklığa dokundu gardiyan.
"Kapa lan çeneni. Geldiğinden beri aynı hikayeyi anlatıyorsun." dedi gardiyan.
Elindeki gücün tadını çıkarırken mutlu gördüm gardiyanı. Kim olsa aynı tepkiyi verirdi herhalde bu sulu-zırtlak editöre.
"Müşterisini öldüren dilsiz reklamcının davası başlıyormuş abi." diyerek gardiyanın yanına Junior Guardian geldi. Ayağa kalktım.
Meğerse bu salak editör, çocuğu aşağı sarkıtayım derken düşürmüş. İstanbul'un kaldırımlarına çakılmış çocukcağız, saatte 70 mil hız ile. Kilometre değil. Mil. Yazık.
Kapıya doğrulduğumuz sırada junior gardiyan dönüp "Abi iki mülyönun var mı? Sigara alacağım." Dedi.
Hepiniz manyaksınız dedim içimden.
Ben hakimim masum bey. Müşterimi de öldürmedim. İntihar etti gerzek herif yanımda.


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön