70'ler

70'ler deyince, benim beynimde bir Abba şarkısı, hareketli, ponponlu olanlardan biri çalmaya başlar (Dancing Queen olabilir ama tercihim nedense Summer Night City) ve Volkswagen'ler havada uçuşur. Erkeklerin saçları uzar, "bıyık" statü simgesine döner, paçalar genişler, kızlar sararır, esmerleri koca güneş gözlükleri takar, televizyonlar renklenir falan filan...
Studio 54'un imdb'deki linkinde, "bu filmi beğendiyseniz, şunu da beğenirsiniz" başlığının altında "Boogie Nights" filmi öneriliyor. Bu iki filmin enteresan noktası şu ki, anlattığı dönem itibariyle de, yapım yılları itibariyle de ortak. Studio 54 1998'de, Boogie Nights ise 1997'de yapılmış. Yani 70'lerin üzerinden neredeyse 20 yıl geçtikten sonra. [Süper bir cümle! :)]
Literatür Kitabevi, 60'lar-70'ler-80'ler-90'lar gibi bir seri kitap yayınladı. Dönemlerine damga vurmuş olayların fotoğrafları var bu serilerde. Hoşuma gitti. 90'lar serisinden başlayarak sırayla hepsini almak üzereyim. 70'ler ve 90'lar benim ilgi alanıma daha fazla giriyor. Çünkü 70'lerde çekilen filmlerin neredeyse tamamı mutlu sonla biterdi. Fakat 90'larda yapılan filmler, eğer 70'li yılları anlatıyorsa mutsuz bir sonla bitiyor - kendi dönemini anlatıyorsa, zaten pek mutlu son olmuyor. Boogie Nights'ın finali beni derinden etkilemişti mesela. Studio 54'un da ne kadar etkilediğini bir önceki post'ta belirtmiştim.
Hayatı dönemlere ayırmak iyi bir şey mi bilemiyorum. Fakat hatırlamayı kolaylaştırdığı kesin. İçinde bulunduğumuz 2000'lerin nasıl hatırlanacağını da merak ediyorum. "00-10" diye tabir edilecek dönem. Geçenlerde Jon Stewart'ın Larry King Live'a çıktığı programı izledim. Bill Clinton'un kitabıyla ilgili olarak "aa bu dönemde şu da olmuştu ve ben hayattaydım, hatırlıyorum demek için neden o kitabı alayım ki?" diye soruyu geri yollamıştı Larry King'e.
Düşündüm de.. Doğru diyor. İkiz kuleler gözümüzün önünde yıkıldı. 99 depremini çoğumuz hissettik. Irak savaşı bizim dibimizde oldu. Matrix'i seyrettik, Michael Jackson'un yıkılışını falan izledik "Breaking News" olarak hem de. O dönemleri gördük, yaşadık, takip ettik. "00-10" döneminde şimdiye kadar gördüklerimiz bunlar. 80'lerde markalaştırılan her şeyi, 90'larda sarsmaya başlayarak tamamen yok ettiler!
Belki de Jon Stewart çok ters bir açıdan baktığı için öyle dedi. Clinton'un kitabını almadım, okumadım. Ama merak etmiyor da değilim. Elbet, okuruz onu da bir gün. Fakat Jon'un dediği gibi bir cümle sarf etmem herhalde hatırladıkça. "İma" şekli bana biraz negatif geldi. Pozitifliğe ihtiyacımız var bizim Jon. Negatifliği ucuza alabilirsin zaten.
Merak ediyorum. "00-12" dönemine dair biz neler anlatıyor olacağız ileride.
1939'da, bir gün sinemaya bir afiş asılıyor, "Gone With The Wind, bu hafta gösterime giriyor" diye. Önünden geçen "ay uyuz uyuz filmler yapıyorlar, kim seyreder bunu?" diye sorup geçmiş midir? Elbette böyle diyerek birisi geçmiştir sinemanın önünden. Ama on yıl sonra çıkıp da "evet, ben öyle demiştim" der mi?
Biz de whatisthematrix dot com adresinden, "neymiş bu gösterime girecek olan film?" diye incelemedik mi film Türkiye'ye gelmeden aylar önce? Ben hatırlıyorum. Hatta filmin Soundtrack'ini alıp, film gelmeden önce "hmm acaba nasıl bir şeydir bu film?" diye oturup bir kısmını hayal etmeye çalışmıştım.
Küçük bir ayrıntı. Ama gerçek.
Bir ayrıntı daha. Matrix, Türkiye'ye gelmiş. Tüm salonlar hıncahınç dolu. Zor bela bir yer bulmuşsun. Tüm ciddiyetinle filmi izliyorsun. Morpheus'un, Neo'ya insanlığı ne hale getirdiklerini anlattığı sahnede gösterdiği pile, "Duracell" diyerek arkadan seslenen adamı unutmak mümkün mü?
70'ler deyip de, Elvis'i unutmak olmaz. Elvis'in evinden güzel görüntüler var. Cem Yurtsev PPS'lerinden biri. Aşağıdaki adrese upload ettim. Buyrun: http://www.hemenpaylas.com/download/139902/elvis_presley.pps.html


1 Comments:
cok ii bir yazı olmus,eline saglık
By
Adsız, at 2:40 PM
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön