Studio 54

Studio 54'u izlediniz mi bilmiyorum ama ben hikayelerini sağdan soldan duya duya "artık izlemeliyim" dedim ve seyrettim.
Studio 54, "trend" kelimesini çok güzel karşılıyor. 70'ler, New York'ta, herkesin içeriye girmek için birbirini ezeceği bir klüp açılıyor. İçeride ne olduğunu film benden daha iyi anlattığı için burada tekrar yazmayayım.
Filmi izlerken içimden devamlı "Türkiye'ye ne kadar da benziyor" cümlesi geçti. Hatta şöyle ki, şu son beş-altı senedir (belki de daha fazla) Amerika'nın 70'li yıllarda yaşadıklarını yaşadığımızı hissettim. "Eğlenmeyi keşfeden insanlar" başlığı altında.
Bir kişinin ağzından "eğlenceye düşkünümdür" cümlesini duyduğum zaman, nasıl da gülerim. O cümleyi kuran insanların "eğlenme dürtüsünün sadece kendilerine bahşedilmiş bir özellik" olduğunu zannedip zannetmediklerini araştırasım gelir.
Benzeri cümleler; "güzelliğe düşkünüm", "yaşamayı seviyorum", "güzel bir kadına dayanamam", "yakışıklı bir erkeğe hayır diyemem" ve benzeri şekilde çoğaltılabilir. Bunu söyleyen kişileri, enikonu araştırasım gelir. Çünkü bu insanların "enik" olduğunu düşünürüm (bu cümlede, enik kelimesinin ilk anlamı ile kullanıldığını bilmiyorum belirtmeme gerek var mı?) "Ben nefes alıp vererek yaşıyorum" demek kadar "gereksiz" bir cümledir bence bu. Diğer insanların eğlenceden nefret ettiklerini falan mı düşünürler bunlar yoksa? Ya da diğerlerinin güzelliği "göremediklerini", yakışıklılığı "fark edemediklerini" mi düşünürler acaba?
Studio 54'a girebilmek için, "güzel görünmek" şarttır. Erkek için de, kız için de. Kızlar "istisna" olmadıklarını gördüğü anda, biterler. Çünkü "ben güzelim" lafı sökmez orada. Fakat her nasılsa her gece içeriye girmeyi becerebilen bir yaşlı moruk vardır filmde. Ölümü de dans ederken, pistte gerçekleşir. Kapıda dikilip, içeriye girme hakkını kazanmak için bekleşenleri, şimdiki Popstar yarışmalarına da benzettim. "Beni seç, beni seç" diye topuklarının üzerinde dikildiği zaman "fark edileceğini" düşünen insanlar dizilir oraya. "Yarışma hissini seven insanlar" da denebilir onlar için. "Rekabetçi yaklaşım".
Neyse, diyeceğim şu ki; 70'lerde Amerika nasıl krizler geçirdiyse (sosyal olarak) bizim krizler de şu aralar gerçekleşiyor. Yani benim kuşağım (70'li yıllarda doğanlar) Amerika'nın 70'li yıllarını, Türkiye'de yaşıyoruz. Bir "kabuk değiştirme" aşaması yaşıyoruz. Türkiye "eğlence" denilen olguyu yeni keşfediyor sanki. Eğlenceyi de "gösterildiği gibi" algılamaya mecburmuş gibi.
Benzerliklerden biri de sigaranın zararlı bir şey olduğunu bu dönemde "hatırlatmaya" başlamaları. Bakınız yeni sigara paketlerimiz. Freud, kokain resmi olarak "uyuşturucu madde" olarak yasaklanmadan önce "ilaç niyetine" kullanıyormuş kendisi de. İnsanlık, her zaman, her devirde, kendisini uyuşturacak şeylerin peşine düşmüş. Önce alkol olmuş, sonra uyuşturucu, sonra ikisini bir araya getirerek "eğlence" kavramı altında toplamış. 70'lerde New York'ta, Studio 54'a giremiyorsan, beş para etmediğini düşünmek için elinde yeterince sebebin varmış. Belki de böyle düşünmen isteniyormuş. "Çirkinsin, üstelik kalitesizsin, içeriye giremezsin!"
Zengin olmaya gerek yok; Studio 54 filmi, orada çalışan bir gencin gözünden anlatım yapıyor zaten. 70'lerdeki hikaye 1998 yılında film haline getirilmiş. Biz de, 2012 gibi "Laila'da çalışan bir gencin" anlattıklarını hikayeleştirmesine tanık olabiliriz. Bolca sos içeren, güzel hikayeler okuyabilirsiniz. Otobüsle geldiği görülmesin diye iki durak ötede inip yürüyerek klübe gelenleri "hatırlayınca" sizin de içiniz burkulur 2012 yılında belki.
Studio 54'u, iş bağlantılarını genişletmek için kullanan şarkıcılar, aktrisler, aktörler, genç modelleri görüyorsunuz filmde. Kendisine de eşlik edecek gençleri bulmak üzere oraya gelen yapımcılar falan filan, tanıdık geliyor şimdilerde bu filmi izleyecek çoğu insana. Hele ki, röportaj yaptığını zannederek bir ton poz veren başroldeki çocuğun, tek bir fotoğrafı ile fotoğrafın altındaki "herkesle yapabilirim" cümlesi de tanıdık geliyor. Bugünün Türkiye basını, medyası gibi.
İlettiğiniz gibi yayınlanan yazılar sadece "Basın İlan Kurumu" ilanları. O da, resmi bir mecburiyet yüzünden.
Studio 54'daki herkes, eğlenceyi ilk defa kendisi keşfetmişcesine yaşıyor hayatını. Romalılardan bile haberleri yok. Tarihteki her medeniyetin bir "eğlence" kültürü olduğunu bilmek için okula gitmek yetmiyor belki de. Eğlence form değiştiriyor, ama her devirde oluyor. "Reklamcılığı ben keşfettim" havasında olana gülmezler mi mesela? Ama kapıda "yeterince güzel olmadığı için çevrilen, reddedilen insanları" gördükçe, güleceğinize, bir mayhoş oluyorsunuz. Çünkü onlar da hayatları eksik kalmış hissine kapılıyorlar. Film boyunca hayatı bu kadar "basit" görebilen insanlara ben hayranlık duydum en azından. Sanırım, içtiğimiz şeylerden dolayı aramızda bu kadar algı farkı oldu. Benimkinin bir paketi var ve üzerinde Winston yazıyor, onlarınkinin bir paketi olmadığı gibi markası da yok. Herhalde fark oradan kaynaklanıyordur. [Alacağımız ders; "markalaşmak lazım", hu ha hahaa]
Bizim de Studio 54'umuz var. Kışın İstanbul'da, yazın Bodrum'da. Hem de bir tane de değil. O yüzden, New York'tan bir hikaye çıktıysa, bizden bin tane çıkar on sene sonra. Vah gülüm Türk sineması! Yandın sen.
Studio 54'un sonunda ne oluyor? Maliye, klübe baskın düzenliyor. Uyuşturucu ve vergi kaçakçılığı suçlamaları ile içeri tıkıyorlar klübün patronunu. Batan bir gemide, herkesi gammazcı olarak kullanabilirsiniz. Studio 54'da da aynısı oluyor ve bir "moda" sona eriyor. E tabi film de burada bitiyor. Batan gemi dedim de.. Geminin battığına nasıl inandırıldığı da ayrı bir araştırma konusu. Bir gemi, yolunda dümdüz giderken, insanları o geminin batacağına inandırmak, büyük bir "kampanya başarısıdır" bence.
Filmi izlerken aklıma gelenleri yazmaktı amacım. Dağılmış olabilirim biraz. Ama film de beni dağıttı, tekrar izlersem belki toparlarım biraz. Mike Myers'ı uzun zamandır izlememişim, filmi izlerken fark ettim. İyiydi. Güzeldi. Film etkileyici. Neresinden bakmak isterseniz, orasını görebileceğiniz, güzel bir filmdi. Dediğim gibi, anlattığı hikaye biraz içimi burktu, o kadar. Umarım yanılırım. Çünkü Amerika'nın 90'larını yaşamak için daha yirmi senemiz var demektir. Öyle değil mi?
Filmin imdb linki: http://www.imdb.com/title/tt0120577/


1 Comments:
Filmi izlemedim ama güzel anlatmış ve güzel bağlantılar kurmuşsun. Film elindeyse yollasana:)
By
destan, at 11:36 AM
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön