Murat Kaya

Cuma, Şubat 03, 2006

How To Write A James Bond Movie (Başlık)


Giriş
Bond Movies For The Dummies” isimli kitabın yayınlanması ile “mizah” algısına girmeye başlayan Bond filmleri aslında oldukça ciddi yapımlardır. Yıllarca Amerikan yapımı filmlerde, tüm kontrolün Amerika’da olduğunu gösteren filmlere karşı ezik kalmamak için İngiltere tarafından öne sürülmüş bir teoridir. Yani müzik endüstrisi için “britpop”un anlamı ne ise, sinema endüstrisi için de “James Bond” filmlerinin anlamı budur.
Aslında Ian Fleming’in, James Bond’un ta kendisi olduğu ve “Eski Casuslar Kıraathanesi”nde, diğer casuslara anlattığı hikayeleri toplayarak bu seriyi yazdığını biliyoruz. Bu yüzden tüm James Bond filmlerinde, film başına en az üç kadınla karşılaşırız. Çünkü Ian amcamız, alışmıştır bir kere abartmaya. Ne de olsa eski casuslar, sahneye giren her yeni kadının üzerine “Vay be Ian lan (Espriye bak sen) demek bu hatunla da takıldın ha?” diye gaza getirirler Ian’ı. Anlattıkça yeni kızlar katılır filmlere. Avcıya sorsan hiçbir hayvanın da soyu tükenmez. Aynen öyle.

Bond’un kendisinden çok kızları seyircinin ilgi alanına girer. “Bond’un ne çok kızı varmış öyle” diyen teyze ise çekirdeğini çitlerken, torununun tuhaf bakışlarına maruz kalır. Peki Bond’un bundan haberi olur mu? Asla. Bir çocuk, sekiz yaşına gelene kadar “Bond Kızları”nı, Bond amcasının kızları zanneder. Çocukluğu “Niye Bond amcanın hiç oğlu yok, oynardık ne güzel” cümlesini sarf ederek geçer. Çarli’nin Melekleri mi? Hiç açtırma ağzımı.

Gelişme
Bir Bond filmi yapmanız için muhtardan ikametgah belgenizi alıp nüfus müdürlüğüne gidip soyadınızı memurun gülmesine aldırmadan “Brokoli” olarak değiştirmeniz gerekir. Çünkü aile mirasıdır Bond filmleri.

Öncelikle Bond’u berbat bir duruma sokmanız gerekir. Öldürebilirsiniz de. Korkmayın canım, öldürün. Gözlerimle şahit oldum Bond’un diriltildiğine. (Kaynak: Sean Connery’nin Bond’luğunda, You Only Live Twice filmi, yıl 1967). Bond’un “Jeyms Bond” çanta taşıması da şimdi komik geliyor bize. O zamanlar komik değildi bu. Louise Vitton’un bavullarının hepsi de Louise Vitton’du, öyle değil mi? Samsonite kullanacak hali yok ya?

Her film, Bond’un rezalet bir duruma düşmesi ile başlar. İzleyici anketlerinde bu durumun artık sıkıntı verici olduğu gözlenmiş olsa gerek ki, sonraki filmlerde öncelikle Bond’un haricinde berbat olaylar gösterilerek başlar olmuştur Bond filmleri. Bond’un bu rezaletlerden kurtulması ile jenerik de başlar. Oturur izlersiniz. Jeneriklerde, kızlar fon olarak kullanılır, hepsinin eline bir tabanca verilir ve o dönemin en önemli şarkıcılarından biri şarkıyı söyler. Klip gibi izlersiniz. Bu adet, 60’lardan kaldığı için değiştirilmeyerek “marka” olunduğu hissi verilmek istenir ama yeni bir izleyici anketi yapılsa bu durumun da Bond’un değişmesi gibi değişeceğini düşünüyorum ben hep. Jenerik bitene kadar sağınızda ve solunuzda kimin oturduğunu inceleyebilir veya filmde göremeyeceğiniz kadar erotizm izleyebilirsiniz. Nedense üzerine renkli ışık tutulmuş çıplak bir vücut Bond filmlerinde sadece jenerikte görülebilir halbuki filmin içinde kızcağızlar oraları görünmesin diye kıvranır dururlar. Kraliçe kızmasın diye herhalde.

Bond, Ian amcasının yüzünden “seksomanyak” olarak algılanmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden sık sık Bond değişir. Dünyanın en bahtsız sekreteri olan Moneypenny (her kuruşun değerini bilir, müsrif değildir yani filmdeki diğer kadınlar gibi) kendisine neden böyle bir rol yazıldığını bir türlü çözememektedir. Hatta Bond’u “ukala” bulur. En sevmediği cümle “Kızım bana Bond’u bağla” olmasına rağmen bir kere bile bağlayamaz. Çünkü Bond’dur bu, bağlasan durmaz. Ayrıca her filmde kendisine yeterince özen gösterilmemesinden ötürü en sevdiği film Casino Royale’dir. O filmde de hafif meşrep gösterildiği için yüzü biraz kızarır. İngiliz kızı ne de olsa. Ne zaman IK’dan iş aramaya niyetlense, Bond dalar içeri. Bir çiçek ve “MI6’den emekli olunmaz ancak şehit olunur” fikri ile hep vazgeçer. Sanırım ikincisi daha ağır basıyor. Aslında, güzel bir sosyal güvenlik sistemi.

İngiltere dışında, dünyanın herhangi bir yerinde bir bela çıkarırsınız. Bela yoksa eski bela defterlerini kurcalar Bond’a iş çıkarırsınız. Paslanmasın çocuk. Zaten canı çıkıyor. Yalnız aynı anda iki bela çıkarmamanız gerekir, elinizde bir tane Bond vardır. Diğer Sıfır-Sıfır’lar işleri hep yüzüne gözüne bulaştırır. Adı üstünde; Sıfır-Sıfır bilmem kaç.

Bond, görevi alır. Bond okusun diye gariban yazıcıların tüm gece uğraştığı dosyaların, kullanma kılavuzlarının hepsini çöpe atar Moneypenny’e öpücük verip uzaklaşır. Bond bilgilendirilene kadar, izleyen çoktaaan bilgilenmiş olduğu için Bond’un nasıl da kendi bilgi seviyelerine ulaşacaklarını zevk içinde beklerken, Bond şaak diye sollar geçer onları. Ama mutlaka bir şeyi unutur. O da “kadın kılığına bürünmüş düşman” ayrıntısıdır.

İşte bu noktada bir sürü kadın çıkmaya başlar ortaya. Hangisi CIA tarafından görevlendirilmiş kadın casustur, hangisi karşı tarafı tutan kadın casustur, hangisi İngiltere vizesi peşindeki kadındır biz bile karıştırırız. İzleyen karıştırdığına göre Bond ne hale gelir tahmin edin artık. Bu duruma en çok Amerikalı aktörler sinir olur. Yalnızca İngiliz aksanı olduğu için yardımcı rollerde en güzel kadınlar verilen meslektaşlarını kıskanırlar. Bu durumu fazla açık etmezler yoksa işin ucu vatanseverlik durumlarına falan girer sonra Bond bile çıkaramaz onları o kuyudan.

Bond’un en enteresan özelliği, bütün dünya tarafından tanınmasına rağmen deşifre edilemeyen tek casus olma özelliğini koruyabilmesidir. Hiç yaşlanmaz. Kilo almaz. Asla hasta olmaz. Ski yaparken atış yapabildiği gibi, ski yaparken yapılan tüm atışlardan kurtulabilir. Dengesi muhteşemdir. Ronaldo bu yüzden Bond filmi izlemeye dayanamaz. Portekizce birkaç küfür savuruyor izlerken ama anlamıyorum. Sonra tercüme de etmiyor. Git Portekizce öğren diyor. Yok artık!

Ian amca espriden de anlar. Ama dozajında. Mesela bir gün Bond, Hindistan’a gider. Tekneden iner. Bir çıngıraklı yılan dans ettiren dilenci elindeki flüt ile başlar “James Bond Theme, Motion Picture Soundtrack” çalmaya. James Bond da döner, bakar. Buluşmak için sinyal olduğunu ise dilencinin “yılanlardan da nefret ederim” deyip yılanın olduğu kabı tekmelemesinden anlarız. Bir Türk, bu sahneyi izlerken “E be adam, madem sevmiyon, git çivili yatakta yatan Hint fakiri kılığına gir, yemedi di mi?” diye tepki verir. Bir Hollandalı, tepki veremez, uyku saati gelmiştir. Bir İspanyol “Ola” der, güler, geçer, anlamaz. Bir Alman “Was?” diye yanındakine sorar, yanında kimse olmadığını görünce konuyu bile unutur. Bir Japon kahkahalara boğulur. Bir Amerikalı, “Faggot” der, güler. Bir İsveçli ise pencereye bakar, “Anaaa Volvo’mu çalıyorlar, bıktım bu göçmenlerden” der gider.

Sonuç
Bond işini bitirir. Adam döver, vurur, öldürür, yetkisi vardır, MI6 lisansı, boru değil, Fifa lisansı, kokartı gibi değil yani. Nükleer başlıklı füzeleri bile pasif hale getirmekte Bond'un üstüne yoktur. Nükleer başlığı çıkartırken, titizlikle çalışır, çevresindeki denizaltı ekibine de "bakın, bakın böyle yapılır bu işler, okulda öğretmezler bunları!" anlamında bir bakış atar. Bu Ian amcanın "benim oğlan sadece kırmızı başlıklı kızlarla ilgilenmiyor, nükleer başlıklı füzeleri de bilir.." gibisinden bir övünme çabasıdır aslında.
Film boyunca, kadınlar öle öle en sona mutlaka iki tane kadın kalır. Fakat Bond, kadın hakları savunucusu olduğu için asla kadın öldürmez. Öldürülmesi gereken bir kadın varsa eğer bu zevki mutlaka başka bir kadına devreder. Son sahnedeki "Kedi Düellosu"nu kazanan, "Bond’la bir gece" ile ödüllendirilir. Fazlası yok, Moneypenny bekler yoksa. Üstlerini hep utandırmaktan dolayı gururlu bir ifadeyle kameraya bakar durur. Üstleri “Bu işi de batıracaksın Bond”, “Aman diyim Bond”, “Bak Bond bu son şansın, yapma”, “Yüzüne gözüne bulaştıracaksın Bond” gibi laflarla aslında Bond’u gazlamaktadırlar. Bond da bunu bildiği için hep utandırır. İlk filmden beri, son sahneler hep aynı olduğu için, ben hep son sahnede suratını kapatan Q, M ve diğer elemanlara şaşarım. BBG kamerası gibi adamı her yerde izlerseniz, her filmin sonunda olacak sahneyi hala ezberleyemezseniz, utanırsınız tabi. Fakat yönetmen abilerimiz bizi çok sevdikleri için, size göstermedikleri tüm sahneleri bize gösterirler, izleyicilere yani.

Siz de eğer bir Bond filmi yazacaksanız, Bond’u alakasız bir yerde belaya sürükleyin. Sonra beladan kurtulması için eline gerekli techizatı ve düşman tarafına en salak adamları verin. Böylece Bond’un kurtulması kolaylaşır. Kurtulunca çok fena gaza gelir ve aradan bir süre geçince geri gelir. Havadan veya denizden. Karadan beklemeyin. Her filmde ortalama üç kız olmasını hesaba katarak siz tüm filmi bir kadınla kurtarabilir misiniz bilmiyorum ama bu durum Bond’un hiç hoşuna gitmeyecektir emin olun. Ayrıca Ian amca izin vermez, sonuçta karizma var. Kavede, içinde bir tane kız olan hikaye mi daha çok ilgi çeker yoksa dört beş tane kızın olduğu hikaye mi?

Bond filmi yazmak zor iştir. Abartı sanatına hakim olmanız da yetmez. Politikadan çakmanız gerekir. Tarihten en azından bir defa bütünlemeye kalmış olmanız lazımdır. Matematik ve fizik konularından hiç anlamadığınız gibi nefret etmeniz gerekir. Ayrıca, hayır. Jenna Jameson, Bond filminde oynayamaz evladım. Kraliçe kızar sonra. Üstelik artık Çin devri başlıyor. Sonraki filmlerde çekik gözlü kızlardan kullanman gerekir. Geçti o sarışın kız, esmer güzeli dönemleri falan. Kraliçe kızar. Torunu da biraz büyüsün, ona da Çinli gelin alcak zaten.Bak gör.