Murat Kaya

Pazartesi, Şubat 27, 2006

The Young Ones


Postlarımda, link vereceğim zaman metnin renginden farklı olsun diye altı çizili kısma bir renk yüklüyorum. Rengi de, linkin içeriği ile ilintili bir şekilde vermeye çalışıyorum. Mesela Layer Cake'e "sarı" verdim (sarımsı oldu). Museum Of Art'ın sitesi mavi idi, link de "mavi" oldu. Marketing Post, portakal rengi imajı bıraktı bende diye linkleri "turanj" renkte verildi...

Az önce The Young Ones linkine renk verirken, çok düşündüm. Bulamadım bir renk. Belki bardağın boş tarafından giriş yaptım The Young Ones'a ama "ürünün" aklımda bıraktığı bir renk yok. Jeneriği de sabit olmadığı için herhangi bir renk algısı bırakmıyor izleyicisinde. Ben de en azından şimdiye kadar vermediğim renklerden biri olsun diye "lacivert" yaptım.

Bardağın dolu tarafından giriş yapayım şimdi:

Üniversite çağındaki dört tane elemanın, ev arkadaşlığını konu alıyor. "Dört farklı karakter bir evde kalırsa ne olur?" sorusuna cevaplar veriyor. Hatta cevabı da aşıp gevezeliğe başlıyor, iyi de oluyor aslında.

Dizinin adı, Cliff Richard'ın oynadığı "The Young Ones" filminden geliyor. Cliff Richard nereden geliyor peki? Dizinin oyuncularından biri olan Rik Mayall yazıyor da diziyi Ben Elton'la, ondan. Dizide de Rik Mayall, Cliff Richard hayranı bir komünist öğrenciyi canlandırıyor. Ona göre, ev arkadaşları da, biz izleyenler de faşistiz. Polisler ise hem faşist hem de "pigs". Rik'in tüm sülalesine sövebilirsiniz ama Cliff Richard'ın resmine bile saygı göstermeniz gerekir. [Bu köşeli parantez spoiler içeriyor - İşin ironik tarafı, dizinin de kaçırdıkları bir otobüs ile Cliff Richard billboard'una çarptıktan sonra uçurumdan yuvarlanarak bitmesi!!]

Karakterlerin adları da özenle seçilmiş. Mesela Vyvyan Basterd. Devamlı "savunma" halinde olan Rik'in, bağıra çağıra yaptığı konuşmalar arasında saydığınızda, binlerce defa "Vyvyan, you bastard" dediğine şahit olabilirsiniz.

Hippi Neil. Kurnaz Mike. Ve apayrı karakterleri canlandıran Alexei Sayle. Balowski soyadlı ev sahibi, soyguncu, terörist, makinist, stand-up'çı... Beklenmeyen bir anda karşımıza çıkıyor ve hepsinde de harika bir "aktör" olduğunu hissettiriyor. Aslında dizi boyunca, hiç tahmin etmediğiniz karakterler karşınıza çıkıyor. Mesela kapının önünde duran ağaç, duvardaki afiş, yerde gezinen fareler, kediler, köpekler, balıklar, sinekler hatta mobilyalar... Her an her şey konuşabiliyor bu dizide. Bu yüzden de izlemesi biraz zor. Aslında oturup izlemek için de bir sebebiniz yok, çünkü hiçbir bölümde bir "hikaye" yok. Takip ettirecek bir unsur yok. İzlemek için "merak" sahibi olmanız gerekir sadece. Tek başına bu özelliği bile dizinin uzun ömürlü olmamasını sağlamış. Yoksa karakterlerden birine televizyonu "yedirmek", siz evinizde yokken evde masal kahramanlarının gezdiğini görmek, her daim dağınık ve iğrenç bir görüntü içinde bulunan evde geçen bir diziyi seyretmek için başka nedeniniz olamaz.

BBC, bu diziye sit-com değil de "Light Entertainment" ismini verdiği için, her bölümde bir grup şarkı söylüyor. Ama bizim TV programlarında olduğu gibi "şimdi karşınızdaaaaaaa bilmem kim" diye girmiyor bu şarkıcılar sahneye. Bir anda şarkıcı, grup veya şarkı ile ilinti kuruluyor ve müzik başlıyor. Müzik sürerken, bir yandan dizi de devam ediyor ve bu sebeple görsellik "klip" havasına bürünmüyor. [Bu satırları yazarken canım Alphaville'in Middle Of The Riddle şarkısını çekti.] Young Ones'ı izleyen biri, Dexy's Midnight Runners, Madness, Nine Below Zero gibi 80'lere ait grupları dinlemenin zevkine de erişiyor. Come On Eileen'i dinlemek isterdim aslında dizide... Ama yine de "Nine Below Zero" grubu ve "Eleven plus Eleven" şarkısıyla tanışmamı sağlayan yapımcı Paul Jackson'a teşekkürlerimi iletirim.

Light Entertainment, onlara sit-com'dan daha fazla bütçe veriyormuş. Bu bilgiyi Wikipedia'dan öğreniyorum, çünkü her hafta seti kırıp döktükleri için dekorun her bölümde yenilenmesi gerekiyormuş. O zamanlar (yani 80'ler) için hiç de fena sayılmayacak görsel efektler de cabası. Yani Seinfeld setinde en fazla masraf oluşturan kalemin, Jerry'nin daire kapısı olması gibi. Kramer içeri her girişinde kapı zarar görüyor. Aç-kapa aç-kapa, ne kadar dayanır öyle değil mi?

Neil karakteri evin kızı gibi muamele görüyor. Yemeği, çayı ve temizliği yapan hep Neil. Sakin ve sessiz kişiliğinden ötürü diğerlerinin ezdiği, hor gördüğü bir karakteri canlandırıyor. Hatta kendisine önem verilmediğini düşündüğü için devamlı intihara kalkışıyor. Fakat intihar teşebbüsleriyle bile ilgi çekemiyor. En çok yaptığı yemek mercimek. Hatta dizi bana o kadar çok mercimeği hatırlatıyor ki, diziyi izlerken bir "mercimek yeme hastalığı" kaplıyor beni.

Mike TheCoolPerson ise, en fakir oldukları anlarda bile lüksünden taviz vermiyor. Jenerikte bile diploma alabilmek için hocasına rüşvet verdiğini izliyoruz, üç kare fotoğraf ile bunu anlatmak da tabi güzel bir incelik. Kişisel bakımına önem veren, hijyen kurallarına uyan, evin "abisi" rollerinde görünen Mike, ev toplantılarını da yönetmekle yükümlü görüyor kendini. Televizyon lisanslarını ödemedikleri için evlerine gelen müfettişi atlatmak üzere, Vyvyan'ın televizyonu yemesini emreden de O.

Vyvyan, tıp öğrencisi. Alnında yapışmış yıldızlar paslanmasın diye yağmurda alışverişe gitmeyi reddeden, aç kaldığı için Neil'in bademciklerini söküp yemeyi düşünen, canı sıkıldığı için ne bulursa kırıp döken, Rik'i sinirlendiren, kızdığı zaman eline geçirdiği her şey ile arkadaşlarının (Mike hariç) kafasına vuran bir deli. Kadavra dersinde beğendiği bir bacağı kesip eve getiren ve arabasının ön tarafına monte etmeyi düşünebilecek kadar hayalgücü geniş bir adam. Konuşması oldukça komik. Ne kadar iğrenç bile olsa, komik bir yan bulunabiliyor. Gittikleri "Doner Kebap" isimli pub'da annesine rastlıyor. "Annen barmen miydi?" diye sordukları zaman soğukkanlı bir şekilde "She was a shop-lifter when i knew her" diye cevap verebiliyor. [Neil'ın ise bu cümle karşısında, "dükkanı nasıl kaldıracak ki, küçücük kadın" diye sorması sanırım o zamanlar bile "soğuk" bir espriymiş herhalde..]

Rik, devamlı yüksek sesle konuşan, her daim savunma içgüdüsü ile davranan bir komünist öğrenci. Thatcher'dan nefret ediyor ve dizi boyunca ekrana dönüp "Bak Thatcher" diyip duruyor. Polislere hiçbir zaman polis demiyor. En sevdiği program "Nozin' Around" [Sunucuların, konukların ve fondaki insanların bile durmadan dans eder gibi kıpraştığı ve konuştuğu bir tv programı] halbuki diğerleri "Bastard Squad"ı daha çok seviyorlar. Hiçbir program bulamazlarsa, oturup hep birlikte televizyondaki "beyaz noktayı" izliyorlar. Kapalı bir televizyonda, beyaz bir nokta olduğunu hayal edin, işte oturup ona bakıyorlar saatlerce.. Rik, "People's Poet" isimli bir hayal kahramanı olduğunu düşünüyor, Cliff Richard ve polisler üzerine şiirler yazıyor. Anarşist olduğu kadar "korkak" da. Televizyon lisansı için müfettişin kapılarına dayandığı sırada, arkadaşları durumu atlatmaya uğraşırken o bir kenarda "Suç bende değil, diğer üçünde" diye ihbar notu karalamaya başlıyor. Bir ateist olmasına rağmen, ölümle burun buruna geldiği bir anda "inanmaya" başlıyor.

Dizi; karakterler, olaylar, replikler üzerine bir kitap yazılacak kadar materyale sahip. Aklıma Seinfeld üzerinden felsefe dersleri veren kitap geldi mesela. Seinfeld yüzlerce bölüm çekti fakat The Young Ones toplam 12 bölümden bile bir kitap dolduracak kadar konu çıkarmayı başarıyor. Bir bölümü baştan sona anlatmaya kalkışmak bile imkansız neredeyse. Ayrıntılara önem veren ve hayalgücü çoook geniş bir diziymiş. Rastgele bulmuştum ama gerçekten, arada bir izlerken, "iyi ki bulmuşum" dediğim bir dizi olma özelliğini koruyor.

İğrençliğini görmezden gelirseniz, dizi izlerken klasik anlatımlardan sıkıldım, yenilik arıyorum, kahkahalarla gülmesem de olur diyorsanız bu dizi güzel bir çıkış noktası. Ayrıca BBC'yi de tebrik etmek gerekir. Böyle izlemesi zor bir diziyi iki sezon bile yayınlamayı başardığı için. Allah aşkına, hangi dizide kukla bir farenin paramparça halini görmeye dayanabilirsiniz ki? Ya da her şeyin havada uçuştuğu bir evde geçen hikayeyi izlersiniz ki? Bir sonraki sahneyi görmek için hiçbir sebebiniz olmasa bile, izleyebilirseniz, sonuna kadar izlettiriyor.

Emma Thompson ve Hugh Laurie'den başka tanıdığım kimseye rastlamadım dizide - gruplar hariç. İzlerken zihnimi bambaşka dünyalara götüren, bu aralar bildiğim başka bir dizi yok maalesef. Belki bir daha yazarım. Belli mi olur...