Murat Kaya

Çarşamba, Mart 15, 2006

Branson'ın ağzından Phil Collins (I)

"Başka bir toplantıda yeni bir şarkıcı, Genesis'in davulcusu hakkında tartıştık. 1980'de Simon [Virgin Music yöneticilerinden biri. MK], Phil Collins ile solo müzisyen olarak anlaşmak için 65.000 £ harcamak istiyordu. Simon bir kez daha bunun doğru bir hareket olduğundan son derece emindi ve Nik'in [Simon'un konumundaki bir diğer yönetici. MK] ona isnat ettiği bütün şüphe ve eleştirilere göğüs gerdi. Hatta Phil Collins ile anlaşma şansımızın olma nedeni, kayıt stüdyosu işinde büyümemizdi. Manor'la birlikte [Virgin Music'in sahip olduğu ilk kayıt stüdyosunun ismi. MK], Batı Londra'da Town House adını verdiğimiz bir stüdyomuz oldu. Bütün ses yansımalarını yok edecek normal yalıtımlı duvarlarımız olması yerine yalıtımı taş duvarlarla yaptık. Phil Collins bir kayıt yapmak istediğinde yüksek mertebede bir stüdyoya gücünün yetemeyeceğine karar verip onun yerine Taş Duvarlı stüdyoyu kiraladı. Orada, 'In The Air Tonight' için en sıra dışı davul kayıtlarını yapmayı başardığını anladı. Muhteşem ses veriyordu. Ve Phil ses teknisyenleriyle o kadar iyi anlaştı ki, kısa zamanda kendini Simon'la konuşur buldu. ve biz ne olduğunu anlamadan o bizimle anlaşmaya hazırdı.

Nik Simon'a Phil'in satabileceğimiz kaç adet solo albümü olduğunu hesaplamaya çalışmak için her çeşit satış sentezini yaptırdı. Nik, Genesis dinleyicilerinin bunu almayacağından endişeliydi ama Simon, bilinen Genesis hayranlarının sadece %10'u bile yeni Phil solo albümünü alsa, bizim para kazanacağımızı kanıtladı. Açık kredimize ve diğer topluluklarımızın sefil derecede düşük satış rakamlarına korkuyla bakakaldığımızda, yapacağımız şeyin kumar olduğunu biliyorduk. Nik, Phil'in saygınlığına güvenerek avansı toparlamak için mağaza kasalarından para alarak bile olsa, onunla anlaşmamız gerektiğini kabul etti. Phil, sıra dışı yetenekli bir müzisyen ve şarkıcı olduğunu kanıtladı. Sesi akılda kalıcıydı ve güfteleri dokunaklıydı: Kendi başına, Genesis'ten daha başarılı olmak onun alnına yazılmıştı."

Kitabın ilerleyen sayfalarında, Richard Branson'un, halkla iyi ilişkiler içinde bulunmak için katıldığı bir sosyal kampanyadan bahsediyor. Phil Collins'ten kopmayın, az sonra karşımıza tekrar çıkacak. Arada geçen bölüm "alakasız" sayılmaz.

"Basınla olan en büyük başarısızlıklarımdan biri, Çalışma Bakanlığının iş yaratmak için hayal ettiği bir projeye bulaşmamdı. İsmi UK 2000 idi. Bu projenin başkanı olmamı isteyen o zamanın Çevre Bakanı Kenneth Baker bana başvurdu. Mümkün olduğunca siyasi olmayan bir faaliyet olarak görülebilsin diye, hükümetin buna şartsız mali bir taahhütte bulunması şartıyla bunu yapmayı kabul ettim. İşsizlik 4 milyona doğru gidiyordu ve bu, işsizliği azaltmaya yardım etmek için iyi bir yol gibi görünüyordu."

Branson o günlerden bahsetmeye başladığı bölüme böyle giriyor.

"UK 2000'in ardındaki fikir, yüksek sayıdaki işsiz insanı çevreye faydası olan işlere yerleştirmekti. Bu işler şehir içi alanlarının temizlenmesinden oyun alanları yapmaya, kanalların temizlenmesine, yaya kaldırımlarının yeniden oluşturulması, eski sanayi bölgelerinin temizlenmesi ve ağaçlar dikilmesine kadar uzanan her çeşit işi içine alıyordu. Projelerden bazılarının denetlenmesine yardım etmeyi kabul eden ve yapıldığını görmek istedikleri şeylerden oluşan kendi listeleri olan, ama yapacak para ve iş gücü olmayan Friends of the Earth ve Groundwork gibi çok sayıda hayır kurumu ile bağlantı kurdum.

Atlantik yolculuğu hakkında Sicilya'da bulunduğum hafta sonunda insanların misafirperverliklerine teşekkür ederken bu rolü üstlenmeyi kabul edip etmemeyi uzun uzun düşündüm. Biraz heyecan yataran bir helikopter geldi. Bunun, Sun'dan bir gazeteci olduğu anlaşıldı. Bir sebepten ötürü bir süpürge taşıyordu.

'İşte Richard,' dedi. 'Bunu benim için tutar mısın? Tamam.' (Birkaç resim çekti.) 'Gülümse.' Ertesi gün Sun'ın başlığını görünceye kadar bununla ilgili hiçbir şey düşünmedim: 'ÇÖPÇÜLER KRALI'....

O andan itibaren UK 2000, çer çöp temizleme kampanyası olarak etiketlendi........ Üç yıl UK 2000'de kaldım ama o kaybedilmiş bir davaydı. Ona katılan herkes yaptıkları her ne olursa olsun çöp toplayan insanlardan daha fazla sataşıldıkları için moral kaybetti."

UK 2000 hayal kırıklığı ardından Atlantik gezisinden dönüyor Branson. Döner dönmez Thatcher tekneyi görmek istediğini belirtiyor. Branson da ona, Thames Nehri'nde bir gezi öneriyor. Thames üzerinde saatte beş millik hız sınırını geçmek için onay alıyorlar. Bob Geldof, Sting, Branson ve Thatcher, nehirde Atlantic Challenger ile geziyorlar. Hızı artırdıkları bir anda Thatcher, Branson'a eğilip 'Kabul etmeliyim ki, hız yapmaktan gerçekten hoşlanıyorum. Güçlü teknelere bayılıyorum.' diyor.


"Bir gün bir taksi çevirip içine atladığımda, kafamın içinde yüzen bütün bu şeyler nedeniyle muhtemelen kendini fazla büyük görüyordum.
Sürücü, 'Nereye gidiyoruz?' diye sordu.
'Billingsgate lütfen' dedim.
Yola koyulduğumuzda sanki beni yarı tanıyormuş gibi aynaya meraklı meraklı baktı ve 'Bana bir ipucu verir misiniz?' dedi.
Alçak gönüllü şekilde, 'Biliyorsunuz, bir plak şirketi, bir hava yolu şirketi, Heaven gene kulübü, plakçılar...' dedim.
Taksi şöförü, 'Hayır. Bana bir ipucu verin' dedi.
'Atlantik Okyanusu'nu geçiş, The Sex Pistols, Boy George, Phil Collins..." diye devam ettim.

Şöför tamamen apışıp kalarak, 'Afedersiniz efendim,' dedi. 'Ne hakkında konuştuğunuzu anlamıyorum. Billingsgate'e nasıl gideceğimiz hakkında bana bir ipucu verin.' "

Devamı sonraki post'ta olacak...

[Alıntı: Richard Branson, "Loosing My Virginity", Çağlayan Şantepe tercümesi ile, Elips Kitap, birinci baskı Şubat 2005, Ankara.]