Sazdan gireceğim, nerelerden çıkacağım
Bir gece, kablolu TV kanalları arasında geziyordum (en verimli saatler yani 02.00/04.00 arası). Üniversite öğrencisiyken. Uzun bir sehpam vardı. Sağ tarafta kitaplar "dikgeni" dururdu, solda kağıt-kalem "ikigeni", ortada ise kahve-şeker-sigara-kül tablası "dörtgeni". Kanallardan biri (hangisi hatırlamıyorum şimdi) Londra'da gerçekleşmiş bir açık hava konserini gösteriyordu. Gözüm ekranda değildi ama kulağım oradan gelen seslerdeydi. Bir alkış patlamasının ardından bir müzik çalmaya başladı. Kafamı kaldırma ihtiyacı hissettim. Görüntüler güzeldi. Herkes eğleniyordu, güzel bir konser işte. Müzik beynime kazındı. Five grubunun bir şarkısı idi. Soldaki kağıt-kalem ikigenini elime alıp not aldım, "5ive'ın albümünü al" diye.
Denizli'de yoktu albüm. İstanbul'a gelip gitmelerim de o sıralarda seyrelmişti (İstanbul karmaşık geliyordu). İzmir'e gitmeyi de gözüm yemedi. Öylece kaldı. [Asla öylece kalmaz!]
Şarkıyı bir daha dinleyemedim. Ama iyi beste imiş ki, aklımda kalmış.
Doğum günüm gelmişti, pasta üflemeye de meraklı değilim. Ama "en iyi savunma, ofansif oynamaktır" felsefesi ile organizasyonu kendim yaptım. Plan; öğleden sonra okuldan çıkıp kısa bir süre için bir kafeye gitmek, çay-kave-börek ile "beş çayı" yapmak ve okula geri dönmekti. Güzel ve sorunsuz geçti. Okula döndük hep beraber. Bahçede vakit geçiriyordum. Bizimkiler ise, arabanın bagajında toplanmışlardı. "Ne oluyor orada" diyerek yanlarına gittiğimde, bagajdan küçük bir torba çıkarıp "doğum günün kutlu olsuuuun" diye o küçük torbayı uzattılar bana. Sevindim, sarıldım sevgili arkadaşlarıma, teşekkür ettim. "Haydi aç" dediler. Torbayı açar açmaz "Five" grubunun Invincible albümü ile karşılaştım. Sevincim zirve noktasına ulaştı ve rövanş amaçlı bir tur daha sarıldım hepsine tek tek. "Küçük bir şey, sana layık değil" diyorlardı ama benim için küçük falan değildi. Sevgili Hasan, Ankara'ya gittiği sırada sevgili Seren hatırlatmış ona ve ta oradan alıp gelmiş benim için. Nasıl sevindim bilemezsiniz.
Eve gidip, CD'yi taktım. İkinci şarkıya geçtim direkt olarak. TV'den algılayamadığım enstrümanın, bildiğimiz saz olduğunu fark ettim o sırada. "Keep on Movin'" şarkısı, bizim Türk sazı ile açılıyordu. İlk defa bir saz sesi kulağımı rahatsız etmemişti. CD'nin kitapçığı ile oynarken de (oynamak=okumak) alttaki fotoda göreceğiniz sayfayı görür görmez olayı çözdüm.

5ive grubu, ilgi alanıma girmiyordu o zamana kadar. Fakat bu CD ile gruptaki ABS isimli elemanın Türk evladı olduğunu öğrendim. Zaten bizim bir Atilla Abi vardı, nedense ona benzetiyordum kendisini. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi, "herzaman" bitişik yazıldığı için, kendimce ayırdım. ICIN' hakkında da bir teorim var; kelimeyi seslendirdiği zaman şarkının ismindeki gibi bir yazılımı olduğunu düşünmüş olabilir; keep on movin' gibi. Marketin' Turkiye gibi.
Bu da böyle güzel bir hatıradır işte. Sazdan girip, tashihten çıkmaktır bunun adı. ABS de enteresan tabi.


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön