Murat Kaya

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

CV teknolojileri, İnsan Kaynakları, İş İlanları "giriş"

Tunç'un post'u tetikledi bu düşünceleri bende. Bir süredir şekillendirmeye çalışıyorum ama ölçüp tartmak (ve bitchmek) bitmiyor. Bir yerden başlamalı...

Dün Eylül'ün de bu konuya değindiğini gördüm. Alper de yorum yaptı. Tunç "beynini kiralayan adam" konusuna dönüş yaptırdı beni.

Bir şeyler oluyor, bitiyor, tekrar oluyor, yine bitiyor.

Alper'in yorumunda bir cümle vardı. Hep bana garip gelen kısımdır bu. Şimdiye kadar rastladığım (aşağı yukarı 1999'dan beri) metinlerde geçen şeylerdi bunlar.
Buraya alayım:
"Ben şanslıyım, “Yetkinlik bazlı mülakat” adında bir eğitim aldım; şimdi yaptığımız mülakatlar, adaylar için çok daha başarılı oluyor. Benimle görüşeceklerin, yanlış bir kelime söylerim, kıyafetim biraz kaymış olur, elimi masada yanlış yere koyarım, CV’mdeki font yanlış olur gibi yüzeysel endişeler duymasına gerek yok."

Yeni mezunlar, üniversitede okurken iş aramaya başlayanlar "mülakatlar" üzerine bu başlıkları her yerde görebilirler. Okullarda öğrenebilirler. Kitaplarda okuyabilirler. Birileri onlara bunları anlatmaya kalkabilir. Peki çözüm mü bunlar?

Bunları yapmak kime ne kazandırıyor? Çok iyi çalışıp karşı tarafı yanıltmak mümkün. Yapan da yapar. Peki ya sonrası? "Kontenjanımız dolmuştur" diye geri dönüş yapan firmalar olduğunu duymuştum. "Kontenjanları" iki ay sonra tekrar açılmasın sakın?

Her maça aynı taktikle çıkan takımlar üretiliyor. Kıyafetler, kişilikler birbirine benzemeye başlıyor. Bazı insanların bir sonraki cümlesinde ne diyeceğini kestirebiliyorsunuz (bilmiyorum, bu sadece bana olmuyordur herhalde) çünkü "konuşma klişeleri" ile konuşturuyor bu "teknikler" insanları. Herkesin bir hobisi var artık, öyle değil mi? "Kitap okumak" hobi oldu çünkü bu sayede. Şu anda sanırım "Hobim mobim yok benim. Hobiye vakit mi bırakıyorsunuz 7/24 çalıştırarak?" diye bağıran birisi "farklı" olur herhalde. Güzel de olur.

Prototipler
Reklamcı dediğin "sıra dışı" olur! Sihirli kelime: Sıra dışı! "Farklı olur reklamcılar". ["Sıra dışı" ayrı yazılır, tamam mı koçlar?]
Bu alışkanlık Türk filmleri ile gelişti sanıyorum. "Hayat kadınları" var ya hani. Prototip geliştirdi işte bol bol. Muhasebeci şöyledir, mühendis böyledir, manken şöyledir, öğrenci böyledir. En sonunda "insan kaynakları" isimli güzîde yeni iş dalımıza geçti. Eskiden "personel yönetimi" diyorlardı ya, sadece adı değişti bir de ofisleri biraz daha "havalı" olmaya başladı o kadar. Hani genç Japon arkadaşlarımız saçlarını sarıya boyadığı zaman "batılı" oluyor ya. Onun gibi.

Prototip. "Yırtık olcan reklamcı olmak için, fırlama olcan..." Takım elbise giyeceksin bankacı olmak için. Traşlı olacaksın. Gülümseyeceksin. Yeterli. Ağzına da "müşteri memnuniyeti" lafını aldın mı, sen uluslar arası kalite ödülüne layıksın.

Peki işin öbür tarafına bakalım bir de. Gaye'nin (Eylül) bahsettiği "istemediği işte çalışan mutsuz insanlar". Haksızlar mı? Değiller. Prototipler onları da yıkıyor çünkü. Peki prototipleri kim yıkacak? Ya da yıkılabilir mi? Yıkılması kimin işine gelmez, kimin işine gelir?
Şimdi "istemediği bir işte çalışan mutsuz insanlar" mülakatlarda ellerini yanlış yere mi koydular? Mimikleri ümit vaat eden cinsten değil miydi? CV'leri mi "özensiz" idi? Yoksa tipleri mi düzgün değildi? Yoksa "yanlış ilana" mı başvurdular? "Elektrikleri" de güzel olmayabilir... Haklısın, haklılar, haklı.

Dört aşamada yazmayı düşünüyorum bunları.
1nci aşamada "iş ilanı" var.
2nci aşama "CV yazma ve gönderme" var.
3ncü aşamada "CV değerlendirmesi ve görüşme" var.
4ncü aşama ise "sonuç" bölümü. Yani "çıkış".

Bir önermem daha var. Yaşanan bunca şeyde, "İnsan Kaynakları" isimli kurumun da bir prototip olması da muhtemeldir. "İnsanları dinlemeyi seveceksin," "insanlara değer vermesen bile veriyor gibi görüneceksin," "sezgilerin güçlü olmalı" gibi..

Şimdi reklamcılığa dönüyorum: "Reklamcı dediğin fırlama olucak, yırtık olucak, "sıradışı" olucak, böyle süper bi'şi olcak abi yaaa!!

Post kapanışı Oasis'ten; "D'You Know What I Mean?"

4 Comments:

  • Benzer şeylerden bahsederken, çelişiyormuş gibi görünmek, sanırım sadece nosyon farklılığından; kullandığım kelimelerin Murat'da oluşturduğu anlam farklılıklarından yani. Yetkinlik bazlı mülakat, tam da senin bahsettiğin yüzeysel, şekilci, taklit edilebilir tüm davranışları ve taktikleri bir kenara bırakıp, adayın ne bilip ne bilmediğini, ne kadar hızlı öğrenip öğrenemeyeceğini, dahası ne kadar kolay adaptasyon sağlayıp sağlayamayacağını keşfetmeye yarayan bir metod. Bazıları "gözünden şıp diye tanıyıp" doğru kararlar verebilecek tanrısal vergilere sahip olabilirler, ben değilim. Onun için böyle metodlar işime yarıyor. Sanırım başarılı ve daha önemlisi mutlu bir takımla çalışmam biraz da bunun sayesinde.

    İnsan kaynaklarının yanlış yerleştirmelerde suçu ne kadar? Yatsınayacak kadar çok. Ama tüm suç IK'da diyemeyiz. Sonuçta işe alım kararını veren IK değil, çalışacak yönetici oluyor (genelde).

    Peki mutsuz olan çalışanın suçu ne kadar? Bence daha yüksek. Çünkü şirketler çok da fazla saklayamazlar kendilerini. İşe girmeden önce genelde o şirkette çalışan arkadaşlarınızdan 1-2 kişi bulur ve onlara sorarsınız. Ama bile bile işe girdikten sonra, şaşırıp bozulmak da, bile bile lades demek değil mi?

    Sözün özü; işe alım büyük bir kumar. Üstelik işe alanın karşı tarafı yenerek kazanabileceği türden değil, karşılıklı kazanıldığında gerçek kazanım olunacağı bir kumar.

    By Blogger Alper Akcan, at 10:52 PM  

  • Post'u sonradan okuyunca anladım. Çünkü ben eksik yazmışım. O alıntıyı yaptım çünkü o alıntıda senin söylediğin şeyi anladım. Geliştirilmiş bu metod ile artık mülakatta "gerilmek" gibi bir durumu ortadan kaldırabiliyoruz diyorsun.
    Ama bu ne zaman başladı? Şimdiye kadar etrafa yayılan haber bunun aksi yönünde idi. Yani insanlar "mülakat teknikleri" deyince senin bahsettiğin “Yetkinlik bazlı mülakat” haricindeki tüm bilgileri öğrenebiliyorlar. Belki sen (yani firma) teksin bu konuda, o kadarını bilemiyorum tabi. Ama çoğunluğun hala ayakkabı rengine, tırnaklarına, giydiği çoraba, tişörtündeki yazıya (veya takım elbise giymeden geldiği için direkt olarak "tişörte") takılması gibi.

    Bu konuda Fatih Terim'in çok sevdiğim bir ifadesi vardı. Kendisine, oynatmayı tercih ettiği futbolcuların kişilikleri ve davranış tarzları sorulduğunda "burda kızımıza damat seçmiyoruz, futboluna bakarım ben adamın" demesi beni çok etkilemişti.

    Özetlersem, hayır, benzer şeylerden bahsederken çelişmiyoruz sanırım.

    Kumar konusuna, ilerleyen postlarda gireceğim.

    By Blogger Murat Kaya, at 1:12 AM  

  • Süper yazı olmuş. "Bunları yapmak kime ne kazandırıyor? Çok iyi çalışıp karşı tarafı yanıltmak mümkün. Yapan da yapar. Peki ya sonrası?" diye sormuşsun ya. Sorduğun bu soruya yanıtı ben geçen haftalarda İşte İnsan'da buldum.

    Yazının başlığı "Ofiste iktidarcılık oynama taktikleri". Yazı kısaca ofiste iktidar sahibi olmak için taktikler içeriyor. Örneğin, telefonlara asla sizin bakmamanız gerekiyor ya da sürekli meşgul gözükmeniz bir başka önemli kural. Toplantıları cep telefonunuza bakmak için yarıda kesin diyor yazı, bu önemli gözükmenizi sağlayacakmış. İnsanları dinlememek de bir başka kural, daha doğrusu seçici dinleme kuralı bunun adı. İnsanlar özel hayatlarından bahsetmeye başladılar mı hemen palm'inizle oynamaya başlayacakmışsınız (Palm'i olmayanlar neyle oynar bilemiyorum artık). Listede daha neler var neler. Okuyunca güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım.

    İşte sorunun cevabı burada Murat'cım. İşe girdikten sonra da benzer taktiklere devam yani, o yüzden boşalmaz o kontenjanlar. Üstelik yakında bunun da eğitimini vermeye başlarlar. Hayır, yazıyı hazırlayanlar utanmadan bir de şöyle demişler; "Unvan savaşlarının küçük raundlarını kazanmak için bu mesajları verebilmek şart. Kaba ve sevimsiz görünmek pahasına olsa da."

    İşte İnsan'da yazıyla ilgili sayfa bulunamıyor, nedense (adresi: http://www.isteinsan.com.tr/templates/template_404.php.html)
    Yazıyı başka bir sayfada buldum ama, mutlaka okuyun: http://www.biymed.com/trdownload/haberler.asp?id=122

    By Anonymous Zeynep Özata, at 2:00 PM  

  • iş ilanı iş arayan için ilan mıdır gerçekten? Ben sanmıyorum hele şu anadolu topraklarında (ufak bir kısmı avrupaya kaysada) Şimdi asıl soru geliyor...
    mülakaat, yeterli cv, üstün özellikler (bir süre sonra mutanta dönüştürüyor bu özellikler insanı), kitap okuma hooobisi (herkezde var ama nasıl oluyorda Türkiyede ki istatistler 6 kişiye 1 kitap düştüğünü söylüyor. Örnek: iş görüşmesindesiniz 6. sıra, görüşmeye siz giriyorsunuz herşey çok güzel. Hobiniz? diye soruyorlar cevap diğer 5 arkadaş ile aynı kitabı okuyoruz) Neyse sorudan sapmıyalım daha gider çünkü bu diyaloglar. Soru: "TORPİL " iş ilanlarının neresinde ? yada iş ilanları gerçekten halka arz edilmiş şirket reklamından başka birşey değil mi? buyrun burdan yakın vesselam...

    By Blogger onur yuksel, at 1:53 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön