Tıkanma
Neyse, diyeceğim şu ki. En sevmediğim rakipler Güney Amerika takımları. Neden mi? Çünkü maça 5'li savunma ile başlıyorlar genel olarak. O savunmayı delmek için ya deliler gibi şut atmak zorunda kalıyorsun veya yan toplar ile denemeler yapıyorsun ya da orta sahayı ileriye alıp tek paslarla defansın arasından geçmeye uğraşıyorsun. / Bu sonuncusunu 5'li savunmaya karşı yapmak daha da zorlaşıyor tabii ki. (Mutlaka araya girip topu kesen bir "amca" oluyor - mahalledeki çocukların toplarını kesen amcalar gibi.)
O sırada aklıma şu geldi: Dünya üzerinde gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olarak adlandırılan Pele'nin Güney Amerika'dan çıkması tesadüf değil. Brezilya'nın büyük futbolcular çıkarmasının ardında yatan şey de, oyuncuları küçük yaşta kum üzerinde oynamaya alıştırmaları değil (Bunun etkisi mutlaka vardır ama oranı %100 değil). Bu başarının nedeni bence 5'li savunmalar. Yani Güney Amerika futbolunda gol atmak aslında o kadar zor ki. Kaleye ulaşmanız için ya duran toplara ihtiyacınız var ya da yırtıcı/hızlı forvetlere. Yan toplar dolayısıyla oluşabilecek karambolleri de eklemek lazım.
1. Hızlı olacaksın, (Birçok Güney Amerikalı futbolcu, Avrupada yetişmiş futbolculara oranla daha hızlıdır.)
2. Duran toplara çok iyi vurabileceksin, (Ronaldinho gibi, Alex gibi)
3. Dengen çok iyi olacak, en küçük darbe ile yere yığılmayacaksın (Brezilyalı Ronaldo, denge konusunda zirve noktasıdır. Portekizli Ronaldo'yu demiyorum.)
4. Bir kaleci gibi güçlü reflekslere sahip olacaksın. Karambolde topun nerede kalacağı belli olmaz.
Güney Amerikalı futbolcular, Avrupalı birçok futbolcuda tek tek karşımıza çıkabilecek özelliklerin hepsini bir bedende buluşturmak zorunda kalıyorlar aslında. ("Uzmanlaşmanın canı cehenneme" durumu)
Brezilyalı olmadığı halde yukarıdaki özelliklerin tamamına sahip Avrupalı futbolcular da var. Aklıma gelen ilk örnek Thierry Henry (Arsenal). Bu kadar sağlam bir savunmayı aşabilen futbolcu zaten Güney Amerika'da "golcü" oluyor. Avrupa'ya geldiği zaman karşısında en fazla (o da savunma yaparken) dört tane savunma oyuncusu görüyor ve bu durumda o adamı tutabilene aşkolsun. (Brezilya'da parlayıp Avrupa'ya gelerek parlaklığına parlaklık katan adamlar futbol tarihi boyunca olmuştur ve olacaktır)
O halde.
Diyebiliriz ki; en zor şartlar altında yetiştirildiğinde başarılı olabilen adam, biraz daha kolay şartlarda çalıştığı zaman iki şey olabilir.
1. Daha büyük başarılara, daha kolay şartlarla birlikte yelken açar.
2. "Artık başarılıyım" diyerek yatar.
Bu durumda eğer Türkiye'de reklamcılığın en zor şartlarının bugünlerde yaşandığı düşünülürse (yani 2001 krizi sonrası)... Önümüzdeki yıllarda Türkiye'den uluslararası derecede başarı sergileyebilecek bir sürü reklamcı çıkabilir. Çünkü düşük bütçeler ile çalışabilen, fiyat kırma etkisine sahip bir sürü rakibin arasından sıyrılabilen, duran toplardaki başarısı ile gol atma isteğini kaybetmiş takımını bile ateşleyebilen Güney Amerikalı futbolcularla doludur aslında Türkiye.
Benzer bir düşünce ile şu anda en sıkışık ve zor günlerini yaşadığı düşünülen (piyasa içinden ve dışından) sektörlerin de yırtıcı oyuncular yetiştirebileceğini söyleyebiliriz.
Yeni bir şey değil aslında. Daha önceden bin defa söylenmiş bir şeyi, farklı bir şekilde anlatmış olduk.
Buna rağmen ayaklanan yalnızca fındıkçılar oldu. Bu da enteresan tabi.


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön