Murat Kaya

Pazar, Şubat 01, 2009

hayat

Akşam Alanis Morissette dinlerken düşüncelere daldım. Önce aklıma geçen yıllarda tutmaya başladığım 'hiç boşu olmayan albümlerim' listesi geldi. Hiçbir şarkıyı atlamadan, ileri sarmadan dinlediğim, birden çok defa satın aldığım albümler listesi.  (Listeyi de bu post'un içine koyacaktım ki, bilgisayarın aylar önce içindeki her şeyi kaybetmesini hatırladım ve listenin de 'o gidenler' arasında olduğunu fark edip ufak çaplı bir hayalkırıklığı yaşadım şimdi. Olsun. Liste kafamda var nasıl olsa, sıkınca çıkıyor, portakal suyu gibi.)
Alanis'in ilk albümünden (Jagged Little Pill) başka bir albümü o listeye giremedi. Suç tamamen Alanis'te değil tabii ki çünkü ben de ilk albümü haricindekilere fazla vakit ayırıp dinleyemedim ve dinlediklerim beni ilk albümdeki kadar hızlı yakalayamadı.
Üzerinde Glenn Ballard imzası gördüğüm her albümü aldığımı hatırladım ondan sonra. (Uzun süredir albümleri prodüktörlerine göre dinlemediğim/almadığım kısmını da hatırladım.) Artık kaset/cd kapaklarını incelemediğimi de fark ettim. Sonra üzerinde Bruce Fairbairn ve John 'Mutt' Lange imzası gördüğüm tüm albümleri de gözüm kapalı aldığımı ve sevdiğimi hatırladım. Hatta Bruce'un soyadının yanlış olduğunu düşünürdüm: 'Böyle bir yeteneği olan adamın soyadı Fair brain olmalıydı' derdim kendi kendime.
Sonra da düşündüm, bu adamlar beni nasıl yakalayabildiler. Kelimelere dökülebilen herhangi bir etki yok. 'Neden bu adamların çıkarttığı albümleri gözü kapalı alıyorsun? Hiç mi ıskalama şansları yok' sorusuna verilebilecek bir tek cevabım yok. Peki bunu neden açıklayamıyorum?
Bu ve benzeri şeyleri, başkalarını ikna edecek -ama cidden ikna edebilecek- şekilde kelimelere dökemediğimiz için kendimizi rahatsız hissedebileceğimizi düşündüm. Her insanın başına gelir. Neden Coca-cola içiyoruz da Pepsi'ye burun kıvırıyoruz? Sadece tat farklılığı mı?

Yok. İşte, açıklayamıyoruz bir sürü şeyi. Neden açıklama ihtiyacı hissediyoruz ki? Birileri bize devamlı 'şunun neden şöyle olduğunu açıkla' deyip durduğu ve algılarımız artık sadece bu yönde çalıştığı için mi?

Sonra da kendime kızıyorum. 'Şu müziği dinlediğin zaman düşündüğün şeylere bak!' Birbirinden ne kadar kopuk şeyler. Eğlenceli bir müzikle hüzünlenen, hüzünlü bir müzikle eğlenip coşan bir hâle mi geliyorum bazen? Alanis'in de dediği gibi galiba: 'It's like rain on your wedding day, it's a free ride when you've already paid, it's a good advice that you just didn't take, who would have thought it figures.' 
İronik. Evet.

1 Comments:

  • kaset dinlediğimiz dönemde ben de "ileri sarmadan dinlediğim albümler" listesi yapardım. cd, mp3 derken o listeleri yapmanın imkanı kalmadı. lou reed-transformer albümü walkmen'imden hiç çıkmazdı mesela.

    By Anonymous Vadi Efe, at 12:31 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön