Murat Kaya

Pazartesi, Mart 02, 2009

İsmi Gran Torino olmasına rağmen arabalara neredeyse hiç değinmeyen film

DSCN4831
Gran Torino, karşıma ilk olarak Q'nun Ocak 2009 sayısının ilk sayfalarında çıkmıştı. Clint Eastwood'un müzisyen oğlu Kyle'ın önerisiyle Jamie Cullum ile tanışmalarını anlatacak olan bölüm 'bir sonraki sayımızda' diye duyurulmuştu. O gün, Clint Eastwood'un halen yaşadığını ve üstüne üstlük film yaptığını hatırlamıştım.

Açıkçası Warner Bros'un hatırlatmasına kadar filmin vizyona gireceğini de unutmuşum. Daveti görünce 'işte bu kaçmaz' dedim, Duygu Hanım da 'Clint Eastwood olursa kaçmaz tabii' deyince heyecanım iyice arttı ve soluğu salonda aldım. 
Genç bir adamın, yaşlı adam rollerini oynayabilmesi mümkün oluyor ama yaşlı bir adamın, genç birini oynaması mümkün olamıyor. (Hatırladığım kadarıyla böyle bir örnek yok.) Bu yüzden Clint Eastwood'un neredeyse yürürken bile zorlandığını perdede görmek (ve tabii hissetmek)  beni şaşırtmadı. Ama şaşırtan başka bir şey oldu: Filmin kendisi.
Yabancılara karşı son derece tahammülsüz bir adamın, film boyunca yumuşadığını izlemek (Tunç'un sıklıkla kullandığı deyimle) 'günün sonunda' ayrımcılığın insan ruhuna bir o kadar da zor gelen bir şey olduğunu görmek, beni etkiledi.
gran-torino-afis1
Mahallesinde azalan Amerikalılardan, yollarda artık hiç görülmeyen Amerikan üretimi arabalardan bile dertlenen yaşlı adam Kowalski bana çok tanıdık geldi. Bardağın hep boş tarafını gören Kowalski, sokakta dolanan 'serseri mayınlardan' ötürü haksız olmadığını hisseder ve hissettirirken de çok tanıdık geldi bize. Bu duygularla izleyiciyi filmin içine çeken Clint Eastwood, izlerken devamlı McKee'yi hatırlattı bana (huysuzluğuyla, kırışıklıklarıyla, asık suratıyla, bir türlü mutlu olmayan ifadesi ile) ve bir o kadar da McKee bu anlatımı beğenir miydi acaba diye düşündürttü. (Şimdi filmin IMDB sayfasına baktım da, rating'i 8.4 idi -39 bin küsur oy ile)

Korede savaşmış olması, çekik gözlülere karşı bir tahammülsüzlük getirmiş Kowalski'ye ama bir o kadar da çekindiği kültürden habersiz. Batıl inançlara sahip insanlar olarak baktığı kişilere karşı kendisinin bir 'batıl inancı' olduğunu gördükçe yumuşuyor ama yine de tam olarak kendini bırakamıyor. Felaketler onları bir araya getirene kadar. 

GTD-08221r-v2
Muhteşem görsel efektler, isminden ötürü araba takip sahneleri falan beklemeyin (her ne kadar filme adını veren şey Ford'un bir modeli olsa da), aksiyonu tüm hücrelerinize kadar vermek için hızlı geçişlere de ihtiyacı olmamış hiç bu filmin. Ama 116 dakikanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz.

Daha fazla ipucu vermeden 'sadece seyredin' diyeyim. Hatta benim gibi, filme gitmeden önce bir fragman bile izlemez, bir IMDB sayfasına bile bakmazsanız, filmden daha fazla zevk alırsınız gibime geliyor. 'Bu tip filmler bana uymaz' diye hissediyorsanız, kendinizi gitmek için zorlayın. Genelde en güzel anlar 'hiç gitmek istemediğiniz zamanlar' kendinizi gitmeye ikna ettiğinizde yaşanıyor. Eminim harika bir his ile çıkacaksınız salondan. 

Gran Torino 6 Mart'ta sinemalarda. Sinemalar.com linki burada. Gösterim saatleri ve salonlar için, online bilet almak için MyBilet linki.