Aksam masami toparlarken, kucuk not kagitlarindan birine gozum takildi. Cope atmadan once okudum. Kagit su anda cop kutusunda, ancak cumle halen aklimda. Tek bir ozdeyis yaziyor kagitta:
"Kap degisince, yemegin tadi degisir-Anadolu deyisi"
Tipki yolda yanimizdan gecip giden, belki de hayatimiz boyunca bir daha goremeyecegimiz, gozumuze o an diger insanlardan cok farkli gorunen hos bir kizin (ya da kizlar icin bir erkegin) gecip gitmesine ragmen aklimizda kalan goruntusu gibi bu cumleyi olcup tartmakla mesgul kafam. Ilk bloglarimdan birinde de yazmistim, dikkatimden hicbir zaman kusku duymadim ama hep kafamdaki dusunceleri bir turlu kontrol edememisimdir. Herhangi bir sey yazarken dikkatim dagilmaya cok musaittir. Herhangi bir sey anlatirken aklima gelen yeni bir fikir o an anlattigim seyi tamamen degistirebilir. Cogu seyi yazarken kesfettigim gibi cogu seyi de konusurken aklima gelen yeni fikirlerle beslemeyi adet edindim. Istemeden yapiyorum bunu, elimde olmuyor. Ama sonuclarindan (bencilce) memnunum. Tamamen kendim icin. En kotusu, toplantilarda fikrimi aciklarken oluyor:
"Burada sekreteri geri plana ceksem mi acaba? Aaa sekreteri dedim de, secretary ile ayni sekilde soyleniyor. -Ne dedin? -Secretary -Kimin sekreteri? -Kimsenin, ingilizce secretary. -Haa anladim." gibi.
"Sadelik, karmasadan ortaya cikar" sozunu duydugumda beynim otomatik olarak bu cumleyi kabullendi herhalde. Kafasi karmakarisik birisinin, sapsade bir anlatima sahip olmasi tesaduf ya da yetenek olamaz herhalde. Gerci "ifade" bir yetenek midir, ondan da pek emin degilim. Peki karmakarisik bir anlatima sahip olanlar sade bir beyine mi sahiptir?
Emin degilim.
Soyle dusunelim. "Her film bir roman olabilir. Ama her roman bir film olamaz." Cok keskin ve burnu havada bir cumle ile tek tarafli dogrulari dusunebiliriz. Her karmasik kafaya sahip insanin ifadesi sade olabilir, ama her sade kafalinin ifadesi karmasik olmaz"
Ne guzel. Hic bir sonucu olmayan, hic bir seyden emin olmayan bir yazi daha. Neyden tam olarak eminiz ki hayatta hic olmazsa bir kac seyden emin olalim? Gercekten ya, kim-neyden emin bilen var mi?
Yine ayni sey oldu iste. "Kap degisince yemegin tadi degisir" cumlesini okudugumda aklima bunlardan hicbiri gelmemisti, anlatmayi hedefledigim sey bambaska birseydi. Yazarken konu dagildi ve nerelere geldim.
Bunu da "cumleye A ile baslayip B ile devam etmeyi hedeflerken Z'ye kadar gidip bir kere bile B kullanmamak" yaklasimi olarak adlandiriyorum. Bu ismi ben koydum. Yaklasim adinin bu kadar uzun olmasindan belli zaten.
Sonuc olarak yukarida yaptigim giris sirasinda anlatmak istedigim hicbirseyi anlatamadim. Cumleler dondu dolasti "yazarken aklima gelenler"e gitti. Bunu her zaman yasadigim icin savunmam da hazir:
"Ben, her yazarin kafasinda olusan hikayeyi kagida aktarirken ne kadar aci cektigini tahmin edebiliyorum. Cunku hicbir zaman, kagida doktuklerin kafandakinin aynisi olmuyor. Halbuki o parmaklari yoneten guc, zihninde o cumleleri ilk olarak pespese dizdigin sahanlik. Fakat o sahanlikta ruzgar tum kelimeleri ucusturuyor. Kafandaki cumle "Kapidan iceri girdim" iken kagida doktugunde "Odaya kapi tarafindan giris yaptim" oluyor. Cok can sikici birsey aslinda. Defalarca bir cumleyi yazip durmak kadar da can sikici birsey yoktur herhalde. Kendini ceza yemis bart simpson gibi ayni cumleyi defalarca tahtaya yaziyormus gibi hissetmekten baska zevkli bir yani yok. Bir hikaye yazmak icin oturup kendini bir romanin ilk yuzyirmi sayfasini yazmisken bulmak gibi kafa karistirici. Hele son cumleyi yazip "print"e bastiktan sonra akla gelip de "Hassiktiiiir sunu unuttum" demek kadar gicik edici bir his olamaz (olabilir. Baskiya gonderdigin kitapta yapmayi sonradan aklina getirdigin degisiklik cumleleri). Karatahtaya, tirnaklarini surterek gicik bir ses cikaran birisi bile bu kadar rahatsiz edemez insani. Iste bu yuzden insan kendi yazdigini o kadar da cok sevemiyor. Tipini hayal edip, kafanda hareketlerini bile tasarladigin kendi cocugunun bambaska bir tip ve cok farkli bir davranis kalibi sergilemesi gibi oluyor. Biraz gicik oluyorsun ama insanlar aklindaki cocugun o olmadigini bilmiyor iste. Onlar cocugu O halde goruyor ve severlerse O'nu seviyorlar. Senin kafandakini degil yani. Okuyup da "Boooggk bu ne ya?" dedigimiz bazi romanlarin, yazarin kafasindaki hali ile cok daha guzel olacagini dusunuyorum hep. Ama cogu zaman da aslinda hayal ettigin cocugun degil de, ortaya cikan cocugun tipi ve davranislarini kafandakinden daha da cok seviyorsun. Eh o zaman da gururla "Ben-im" diyorsun. O daha buyuk bir zevk."
Savunmam dedigim kisim da "yazarken" cikti. Dusuncelerimin, kelimelere dokulmus hali. Evet, kafamdaki cocuk daha farkliydi, bu biraz siska geldi gozume.