Insanlari sinirlandirirken, bir yandan da onlara "bu sinirlardan cikmasi gerektigini" soyleyen baska bir gezegen yasami var mi acaba? Sinirlar her tarafta: Her ulkenin bir siniri vardir, her sabrin bir siniri vardir, her hayatin bir siniri vardir, her maceranin bir siniri vardir, her insanin mahremiyet siniri vardir falan filan....
Herseyin bir siniri varsa, o zaman bize neden sinirlardan cikmayi ogretiyorlar? Neden sinirlarin icerisinde durmamizi garip karsiliyorlar? Madem oyle ben de sunlari dusunuyorum.
Hicbir insan yoktur ki, kendisinin belirli kosullar altinda sinirlanmadigini dusunmez. Bu yuzden "evlilikler" zordur. Bu yuzden "din, devlet ve hukuk" kavramlarini yasamak zordur. Bu yuzden zengin olmak zordur. Bu yuzden fakir olmak zordur. Bu yuzden uretim yapmak zordur. Bu yuzden insanlar sinirlar altinda yasamak istemez.
Kim, sadece bir insanla tum hayatini gecirebilecegini dusunmek ister? Bize ogretilmedi mi "ne kadar cok insan tanirsaniz, o kadar genis ufuklu olursunuz" diye? Tanimak gerekiyorsa, insan ozgur olmak zorunda hissediyor kendini. Evli bir ciftin bile birbirini hayati boyunca taniyamadigini iddia edebiliriz cok rahat. Birakin kendini tanimayi, omrunu birlikte gecirdigi insanlari taniyamayan insanlara neden "ne kadar cok insan tanirlarsa o kadar genis ufuklu olacagini" ogretmeye calisirsiniz o zaman?
Kim, herhangi bir dine mensup olup da onu oldugu halde yasamaya dayanabilir? Siz saniyor musunuz ki dunya cevresindeki tum dindar insanlar dinlerini oldugu gibi kabul ediyor? Sinirlandirilma duygusu "rahatsiz" ediyor insanligi. Oldurmek istediginde hukuk kavraminin devreye girdigi bir dusunce sistemi altinda olduremedigin insanlari gordukce cinnet gecirme olasiligin da "sinirlandirma" duygusundan kaynaklanmiyor mu? Peki ya vergi? Ne kadar kazanirsan kazan, devlet seni sinirlandirarak elinden almiyor mu kazandiklarini? Kendini sinirlanmis hissetmiyor musun?
Ulke sinirlari olmasa, nerelere gidebilecegini hayal edebiliyor musun? Bir ulkeye giris yapamadigin zaman, kendini bir gece klubune alinmaya bile layik gorulmeyen bir sefil gibi hissetmiyor musun? Ya da bu ikisi arasinda neden "fark" oldugunu dusunuyorsun?
Zengin olmaya calistigin zaman, aslinda zenginligin de ne kadar "sinirli" oldugunu dusunemiyor musun? Zengin olsan bile alamayacagin seyler olabilecegini dusunebiliyorsun. Fakat tum dunyayi satin alabilecekken, sana karsidan bakip duran "AY"i alamayacagini farkettigin zaman.... kendini sinirlanmis hissetmiyor musun?
Fakirligin tanimi "sinir"dir. Herseyini sinirli hissedersin. Zengin adamin "siniri" kadar, fakirin "siniri" da derindir.
Bir ulke, kendi sinirina sigmak istemez? Bu sinirlar yuzunden yuzyillarca birbirini yememis midir insanlik alemi? Yaratilan varliklarin en ustunu olarak adlandirilan insan, "sinirlandirildigini hissettigi" her an kuduruyor. Ama en vahsi hayvanlari "sinirlayip" pek de guzel kafese ve klubeye tikayabiliyor. Bir kaplan hayatindan memnun mudur bir hayvanat bahcesi citinin ardinda? Bir ulke memnun mudur hayatindan, bulundugu siniri belli cografyada?
O halde, ey insanoglu denen varlik. Sinirlari dusunecegine, biraz da icindeki guzellikleri gormeyi bilseydin... Acaba kendine yeni "sinirlar" olusturmak yoluyla, baskalarinin sinirlarina gecmeye calisir miydin? Yine sana soyluyorum ey insanoglu denen yaratik: "Kisisel gelisimciler" adi verilen, "sinirlari yiktigini" sanan, "sinirdisinda isler yaptigini" sanan gerzek irka boyun egme. Kendini, siyah-beyaz-sari-kadin-erkek gibi kategorilere ayirip, kendi "sinirlari" icinde bulundugun kategoriyi goge cikartacaksin diye yirtinma.
Cunku, tuvalete girdiginizde, hepinizin de bok rengi ayni.
Hayvanindan insanina. Ayni:
Kahverengi.