Stüdyo İmge Yayınlarından çıkan Douglas Rushkoff'un Ecstasy Club kitabına devam ediyoruz. (Çeviren Sabri Kaliç)
Sayfa 140'ta gruba sonradan katılan ve çabucak ayrılan Margot'dan bahsettiği bir bölüm var. Margot, Biri Bizi Gözetliyor benzeri bir yarışmaya katılmış "piyasa" bir tip. Gruba katılma sebebi, popülaritesini devam ettirebileceği bir "altın madeni" grup yakaladığına inanması.
Margot'nun kitapta çok fazla yer almamasının sebebi "Margot Tipi" 15 dakika şöhretlerinin gerçekten de 15 dakikalık karakterler olmasındandır diye düşünüyorum. Derinliği olmayan bir karakter roman içerisinde. Yüzeysel. Şöhreti gibi. [Mansur Forutan'ın yazısında gördüm bugün; Zeki Müren beddua ettiğinde “şöhret olursun inşallah” dermiş.]
Partileri "medyadan takip ettiğini" belirtir Margot, kahramanımız Zach'e. (Zach ismi bana hep Jules Verne'nin Zacharius Usta'sını hatırlattı kitabı okurken.Ses çağrışımı.)
Margot, MTV partilerinde, televizyon şovlarında etrafındaki "yağcı BBG tipleri" ile beraber gezen bir karakter olarak tasvir ediliyor.
""Gazetedeki yazıyı gördüm," dedi Margot. O da yazıları 'gören', ama asla okumayan tiplerdendi. Onun bir insanın medya hiyerarşisindeki yerini bilmesi için yazıların puntosu ve resimlerin büyüklüğü yeterliydi. "
Bu bölüm beni oldukça etkilemiştir. Bazı hislerime tercüman olmuştur. Altını çizme ihtiyacı hissettirmiştir.
Bazı insanlar için de aynı cümleyi şöyle yazabilir miyiz? "O'nun bir insana saygı duyması için o kişinin medyada olması yeterliydi.." . Ya da reklamcılık açısından düşünürsek "O'nun bir ilana onay vermesi için yazıların puntosu ve logonun büyüklüğü yeterliydi." Veya "O'nun bir düşünceyi anlaması için insanların o düşünceye ilgisinin büyüklüğü ve büyük paralar getirmesi yeterliydi"... Çeşitlendirebiliriz.
Big Big Nation (Yalnız bazı İ'leri ve G'leri düşmüş bir halde)
Sonraki paragraf şöyle devam ediyor...
"Margot, 'Biri Bizi Gözetliyor' evindeki diğer salaklar tarafından üç haftada şutlanmıştı. İnsanlar onu görmeye dayanamaz hale gelmişti. Ona sorarsanız bunun nedeni, kameraların bir türlü onun üzerinden ayrılmaması ve diğerlerinin de Margot'nun programın yıldızı olmasından korkmalarıydı......"
Sayfa 307'de, Piyano Fabrikası'na rakip olan ve polisleri daha iyi rüşvetleyen klübü aradan çıkarma girişimlerine geliyoruz. Kurguya göre, Amerikan Hükümeti tarafından geliştirilen bir programın parçası olan kişiler tarafından işletilen diğer "kulüp" Piyano Fabrikası'nı (yani Ecstasy Club'ı) yok etmeye uğraşmaktadır. Zach ve arkadaşları da diğer kulübün idolü olan bir adamı kaçırırlar. Bu adam tüm gençliğin felsefesini takip ettiği ve gençliğin düşüncelerini yönlendiren bir ikondur.
"Notu Brooks yazdı. 'Bizi takip etmenizi takip ediyoruz. E.C.' Beğenmiştim. Aslında düpedüz yalandı. Bizi takip edip etmedikleri konusunda en küçük bir fikrimiz bile yoktu; ama eğer takip ediyorlarsa, en azından bu onları biraz ürkütürdü."
"Bizi takip etmenizi takip ediyoruz." Zincirleme takip. Siz bizi taklit ederseniz, biz de sizi takip ettiğimiz için taklit edildiğimizin farkında oluruz. Aslında külliyen "Tüketiciyi" yok sayan anlayış. Tüketicinin adı "Yok", soyadı da "Sayan" değildir. Kimin kimi taklit ve takip ettiğini tüketici çok daha iyi anlar. Öyle değil mi? David Ogilvy:"Tüketiciyi aptal zannetmeyin çünkü o sizin karınızdır."
Ogilvy'nin bu sözü Türkiye'ye ne kadar uyuyor bilemiyorum. Türk kadını ve Türk kocası arasında kavga çıkarmaya gerek yok. Zaten yiyorlar birbirlerini yeterince. Aptal yerine koymak ne kelime! Kaygım var.
Bu arada kitabın en başına dönersek; Zach'in, liderleri Duncan üzerine düşüncelerini okuduğumuz kısımda takıldığım bir nokta vardı. Bu kitabın tamamına dağılan bir konu olduğu için altını ayrıca çizmeye fırsat vermeyen bir ayrıntı idi.
Zach, Duncan'ın fikir belirtirken sıklıkla kullandığı "son tahlilde" lafına takılmıştı. Duncan, bu kalıbı insanların fikirlerine önem vermesini sağlamak için kullanıyordu diyebiliriz ya da "entellektüel" görünmek, saygı kazanmak için.
Bu ayrıntı, Ecstasy Club'ı okuyana kadar benim de dikkatimi çekiyordu. Fakat bir türlü dile getiremiyordum. Açıkçası Zach bunu dile getirinceye kadar ben daha çok "nasıl dile getirirsem insanlara bunu anlatabilirim" sorusu üzerine düşünüyordum. Hani bazı "kalıp sabunlar" olduğu gibi kalıp cümleler de vardır. O cümleler ile bilginiz olmasa dahi "bildiğinizi düşünmelerini sağlarsınız." Her müşterinin alacağı ürünler gibi. Parıltılı laflardır bunlar her reklamverene satabileceğiniz. "Son tahlilde" lafı da Türkiye'de sık sık karşılaşabileceğiniz kelimelerdendir. Bilhassa "ileri seviyede" felsefe yapan insanlarda veya siyasi konuşma yapanlarda "farklı görün- inanırlar belki" tiplerinde görülür. Çünkü insanların, "idrar tahlili" gibi sıklıkla "fikir tahlili" yapıldığını sanmalarını isterler.. İdrar tahlili de küçücük bir şişeden büyük çıkarımlar yapmaktır aslında. (Böyle bakınca ne kadar da garip görünüyor değil mi? - İstatistiği konu dışında tutuyorum.)
Yazar dalmaya başladı yine derinlere... Yukarı çekelim.
Sayfa 323'e geldiğimizde, grubu derin bir fikir paylaşma seansında buluyoruz. Aslında tüm sayfayı buraya taşımak isterdim çünkü hangi satırda karşınıza tokat gibi bir "tahlil" geleceğini bilemiyorsunuz son kısımlara geldiğinizde. Siber konularda biraz esneyebilirsiniz belki (ben esnedim, itiraf ediyorum, siber kısımlar üzerine bilim-kurgu yapılan kısımlarda ağzım gevşedi. Pek "bilim kurgu" tipi değilim. Daha "realiteleri" çözememişken "bilim-kurgu" yapmak bana tuhaf gelir de hep...) ama satır aralarında konunun "sibere yatmadığı" yerlerde dikkatiniz çakal gibi olacaktır sanıyorum.
O bölümü size bir kaç satırla geçeceğim...
" "Yani," diye devam etti, entellektüel vurguları sonradan yapmaya karar vererek, "iletişim araştırmalarını ve eğitimini elinizde tutarak, bir yere kadar, medya ve iletişim teknolojilerinin nasıl işleyeceğinin de egemen bakışını elinizde tutabilirsiniz."
"İnsanların propagandanın işe yarayacağını düşünmelerini istiyorsanız, bunu onlara öğretirsiniz, olur biter!" Laflarını toparlamak istemiştim." "
Artık kitabın son kısımlarından [yorum yapmadan] bazı cümleleri alıp bitireceğim Ecstacy Club ameliyatını.
352.nci sayfada kadınların gizli beden dili ile ilgili bir kısmı çizmişim:
"Lauren onun elini tutuyor ve kadınların gizemli sessiz diliyle her şeyin yoluna gireceğini anlatıyordu. Bu da geçerdi be!"
392.nci sayfada "tüm mesele"yi özetliyor:
"Göstermek istediği, Ecstasy Club'ta kendi isteğiyle kaldığıydı. Sonuçta algının farkları aslında çok küçüktür; belki de tüm mesele bu."
414.ncü sayfanın neredeyse tümü çizikler içerisinde ve konusu "Hmm!" başlığı ile özetlenmiş tarafımdan. İşte finaldeki akıllı laflar bunlar. O yüzden buraya taşımadan "belki de tüm mesele bu" cümlesi ile bitireyim diyorum. Gerçekten de algının farkları çok küçük olduğu içindir belki "tüm meselemiz".
He had it coming.... Chicago'nun Müziklerinden "Cell Block Tango" ile de yazıyı bitirmiş oldum. Fonda çalıyordu. Siz duyamadınız.