Murat Kaya

Pazar, Ağustos 20, 2006

Touch


Üniversitedeyken en büyük eğlencem televizyon idi. Dial up internetten alacağımı alıp sonra kendimi televizyona bırakıyordum. Bu yüzden bana "bilgi çağına girdik" cümlesi çok boş bir cümle olarak geliyordu. Dial-up kullanmayan uluslar "bilgi çağına" girmişti. Biz o sıralar telefonsuz bir internet düşünemiyorduk, halk olarak.

Denizli'nin ilk internet cafesini bulmuştum. Tek yer orasıydı. İki bilgisayarlı bir yer idi. Birkaç defa gittim ama internet, İstanbul'da evde kullandığımız internetten bile yavaştı. Terk ettim orayı. O vak'adan sonra kendimi Denizli'de televizyona verdim. Tiffany's'de kahvaltı, Denizli'de televizyon idi yani.

Televizyon seyretme metodum da harika idi. Kumanda neredeyse beş metre ötemde dururdu çünkü bir şeyi izliyorsam asla kanal değiştirmezdim. Ses açıp kapama mı? Komşular umrumda bile değildi. Hatta bir gün şikayete gelirlerse diye üç beş cümle saklamıştım kenara. "Benden gelen sadece televizyon sesi, sizden ise matkap-çocuk çığlığı-insan gürültüleri gibi çeşitli sesler geliyor. Fakat, look who's complaining now?" gibi cümlelerim vardı.
Hiçbir zaman şikayete gelmediler. Bu yüzden o cümleler küflendi gitti.

İzlediklerim daha çok sit-com ağırlıklıydı. Nedense üniversiteyi bitirdikten sonra hep sit-com yazarım veya bir şekilde yazma eylemime yardımcı olur diye düşünüyordum. BBC'deki dramalar da ilgimi çekerdi. Anlamakta zorlandığım için inatla izlerdim. Bu şekilde takip altına aldığım, çeşitli kanallardan bir sürü yapım vardı. Fakat Serdar Turgut'un yazılarına bile konuk olan Dawson's Creek dizisini de merak etmiştim. O sırada CNBC-e güzel haberi verdi. Türkiye'den de izleyebilecektik artık diziyi. Biz bir tane istedik, CNBC-e iki tane dizi getirdi. (Dawson's Creek ve Freaks and Geeks.)

Sanırım o sıralarda zaman kavramım karmaşıklaştı. Hangisi dün olmuştu, hangisi sadece benim zihnimdeydi, hangi günü yaşıyorduk, hangi yılda hangi yüzyıldaydık... Hepsi karıştı.

Okuldan çıkıp kendimi eve atmak için can atıyordum. Okulda hep aynı şey oluyordu çünkü. Evde kendi kendime verdiğim eğitim bana daha anlamlı geliyordu. Şimdi size hepsini anlatmayacağım ama Freaks and Geeks dizisinin varlık sebebinin Dawson's Creek olduğunu kendi kendime bulmuştum. Bilgi çağından öğrenmemiştim yani. Dreamworks, Amerika'daki gençliği farklı bir şekilde gösteren Dawson's Creek'e karşı "realist yapım" sunmaya çalışıyordu. Peki hangisi tuttu? Elbette Dawson's Creek. Hatta öyle bir rekabetti ki bu, Freaks and Geeks dizisinin Kim'i daha sonra Dawson's Creek dizisine geçti ve adı Audrey oldu. (Busy Philipps)
Freaks and Geeks'in imdb'deki rating'i 9.5!!! Dawson's Creek ise 7.0'da kalmış. İlginç değil mi? Tek sezondan sonra biten dizi ise Freaks and Geeks olmuştu. Gerçi Türkiye standartları ile düşünüldüğünde yayından kaldırılması gereken Dawson's Creek olurdu ve Seinfeld'i Türkiye'de iki sezondan fazla tutamazdınız. Hatta rating'ler yüzünden ikinci sezonun ortasında sizi kapı dışarı ederlerdi.

Darren Star, Sex and The City henüz adını dağa taşa yazmamışken tutup "The Street" diye bir dizi yaptı mesela. Darren Star benim için bir idoldü o sıralar. Yazdığın her hikaye tutar mı? Darren'ınkiler tutuyordu işte. Beverly Hills ve Melrose Place'i seyretmezdim ama Sex and the City'yi gördükten sonra tutmamasının imkansız olduğunu herkes görebilirdi. Ardından The Street geldi. CNBC-e'nin verdiği diziler arasındaydı. Peki sonra ne oldu? Bir kriz. Tak! Yayından kaldırılan bir dizi daha. O dizideki dinamizmi aynı konuyu işleyen Wall Street'le Oliver Stone bile yakalayamamıştı. Konuların dengesini kaybetmesi de ilgiyi yitirmesinde etkili olabilir. Öğrenemedim neden yayından kalktığını o zamanlar işte. Bilgi çağındaydık güya.

Peki "touch" ile ne alakası var tüm bunların?

Ona geliyorum şimdi. Dawson's Creek'in bir bölümünde plaj partisine gidiyordu kahramanlarımız. Joshua Jackson'ın İngilizcesine tam olarak yetişemediğim için (İrlanda-Amerikan karışımı aksana hızlı konuşma da binince altüst oluyordum) daha fazla dikkat kesiliyordum onun sahnelerinde. (Altyazıdaki hataları bulmakla eğleniyordum işte o sıralar. Garip bir eğlence. Bir keresinde "nam-ı diğer" diye çevireceklerine aynen "a.k.a." yazmışlardı!!)
Bu sahnede Joshua bir esmer güzeliyle ayak üstü laflaşıyordu. Joshua'ya odaklandığım için kızın ne dediğini hiç anlayamadım-ses tonunu bile hatırlamıyorum- fakat sonra kız bir anda sahneye çıkıp şarkı söylemeye başladı. İki kız şarkı söylüyordu sahnede, plaj partisinde. Kim olduklarını anlamadım elbette. Bana oldukça yabancı gelen bir grup idi. Belki de dizi gereği oradaydılar diye düşündüm.
İstanbul'a döndüğümde ilk olarak yaptığım araştırma o şarkının ne olduğunu araştırmaktı.

Grup adı M2M idi. Norveçlilerdi. İki kızdan kurulmuş bir grup idi ve herhalde menejerleri sayesinde Dawson's Creek gibi tam hedef kitlelerinde duran insanlara ulaşmayı başarmışlardı. Şarkının adı ise "everything" idi (bitişik yazılıyor bu dilde). O sıralar Morpheus diye bir yazılım vardı. Napster muadili. Şarkıyı bir daha dinleyesim geldi ve indirirken bir ibare gördüm üzerinde. "US Version" yazıyordu bazılarında. Ne ola ki, diyerek ikisini de indirdim. Bir tanesi Norveç'te yayınladıkları versiyon idi ötekisi ise Dawson's Creek'te geçen ve Amerikan piyasası için düzenlenmiş hali idi.

Peki hangisi ortalığı yıkıp geçme gücüne sahipti?

Aynı şarkı; Norveçlinin "touch"ı ile farklı oluyordu, Amerikalının "touch"ı ile bir başka şarkıya dönüşüyordu. Sonra nereye kayboldular bilmiyorum ama çok da önemli değil. Benim ilgilendiğim kısım, bu "touch" mevzusu olarak kaldı.

Bunların hepsini kendi bakış açımla yazıyorum ve bir diğer taraftan da bu şarkıyı tüm dünya dinlemeden önce Norveç'te dinleyerek beğenen gençlerin Amerikan versiyonunu beğenmemiş olma ihtimalini de düşünüyorum. Böyle bir tepki de var çünkü. Mesela Mor ve Ötesi grubu tüm Türkiye tarafından dinlenmediği zaman onları daha "lezzetli" bulan dinleyicileri de vardı. Buket Uzuner, kitapları üç-beş sattığı zamanlar ona hayran olup da sonradan "müsamere kızı" olarak görmeye başlayıp okumayı bırakan hayranlarının olduğu gibi. M2M'in de Norveç'te böyle "terk eden" hayranları var mıydı bilmiyorum ama uluslar arası piyasada tanınmaları için o şarkıya bir Amerikan touch'ının gerekli olduğunu -en azından ben- dinlerken hissettim çünkü Norveç versiyonunu bir defadan fazla dinleyemedim (O kadar kötüydü yani). Aynı şarkı idi halbuki fakat malzeme o kadar değiştirilmişti ki... Aradaki farkı görmemek için sağır olmak lazımdı herhalde.

Sex and the City dizisi, Darren Star'ın "touch"ı ile bunca büyük bir etkiye kavuştu. Başkasının elinde belki şişecekti. Fakat şimdi sokağa çıktığınızda çoğu kadın kendini Carrie Bradshaw sanabiliyor. Hatta çoğu şehir kadını bir "Carrie Bradshaw sendromu" olarak incelenebilir. Psikolog titri olsaydı önümde, sanırım Carrie Bradshaw'lar tepki göstermezdi bu fikre. (Konu saptı.)

Touch konusunda en büyük güçlerden biri de Arif Mardin'di. Müziğe yaptığı "touch"lar ile Amerikan müziği bile şekillendi. Denniz Pop vardı bir de, pop müzik konusunda dünyaya "touch" yaptı ve öldü. Türkiye'ye de gücü yetebilseydi keşke. Eski touch'çıların çoğu aramızda yok artık...

Şimdi buradan geleceğim nokta ise şu olacak. Elbette milletlerin zevkleri farklıdır. Evde giydiğiniz kıyafet ile Sibirya'ya gittiğinizde donarsınız. Donmaktan rahatsız olmasanız bile Sibiryalı size "bu nasıl bir kıyafet" diye bakar. Ülkenizde şarkılar çok beğenilebilir veya iyi satıyor olabilir. Daha fazla ülkeye bu şarkıyı ulaştırmak lazım dediğinizde o şarkıya bir "touch" koymadan gönderirseniz sonuçta "büyük başarılar" falan bekleyemezsiniz. Hiç "touch" yapmadan çıkarsanız Tarkan'ın yaptıkları kadar bir başarı elde edebilirsiniz ancak.

Bazen merak ediyorum, Türkiye'den dışarıya şarkı ihraç ederken hiç mi dışarıdaki müziği dinlemiyorlar acaba diye. Mesela ABBA'nın touch'ı çıtayı o kadar yükseltti ki... Üstüne çıkamıyorsanız, altından geçmeniz gerekir. Kafaya dikkat. Çıta çarpabilir.

1 Comments:

  • yaaa süper bi yazı hiç bukadar akıcı yazan birine rastlamdım bilmiyorum biyerlerde yazıyormusun bn15 yaşındayım seni ilk defa görüp okuyotrum umuyorum bu yorummu okuma şansın olur dawson' creek dizidini gerçekten çok merak ediyorum şimdi kavvak yelleri war ona bnzedeiğini söliyorlar bilmiyorumm umarım okursun bu yazıyııı we umarım seni başka yerlerdede görme şansım olur teşekkürler bu yazın için

    By Anonymous gönen, at 2:33 AM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön