Murat Kaya

Çarşamba, Eylül 06, 2006

Hatıra Soyguncuları

Bir gün telefon çaldı. Tanımadığım biriydi, telefonun ucundaki kadın.
“Bende, sana ait bir şey var” dedi.
“Nedir o” diye sordum.
“Anlatmam için görüşmemiz lazım” dedi.
“Peki” dedim.

Buluşma yerini söyledi bana.
Zamanında gittim.
Orada bekliyordu.
Elinde hiçbir şey yoktu.

“Bana ait olan şey nerede” diye sordum.
“Sana ait olan şeyin bir meta olduğunu nereden çıkardın” diye soruyla cevapladı.

Haklıydı. Bana ait olan şeyler, cisimden ibaret olamazdı.

Oturdum.
“Ben senin hatıralarından birkaçına sahibim” dedi.
“Dinliyorum” dedim.
Bana birkaç hatıramı anlattı.
“Bunları nerede buldun” diye sordum.
“İnternette” dedi.

Anılarımı hatırlamaktan mutluluk duydum. Yüzümdeki gülümsemeyi kesen sözü ise şu oldu.
“Bundan sonra daha dikkatli ol. Sana ait olan şeyleri ortalıkta bırakma. Kötü niyetli insanlar çalabilir.”

Biz yazarlar, kameralarla birlikte yaşayan insanların “kağıtüstü” modelleriyiz. Biz hatıralarımızı unuttuğumuzda, bunları unutmayan birkaç kişi olabileceğini de unutabiliriz. Ben bir tanesiyle karşı karşıyaydım işte.

İşin garip yanı, bana hatıralarımı verdikten sonra onları unutmayacağıydı.
“Unutman için ne yapmam gerekiyor” diye sordum.
“Benimle yeni hatıralar yazman gerekiyor. Böylece eskilerini unuturum.” Dedi.
“Peki senin unutuğun şeyleri hatırlayacak insanlar için ne yapabiliriz” diye sordum.
“Onlar çoktan unuttular bile. Yazık” diye cevapladı sorumu.
“Peki hatıraları niye yazıyoruz o zaman” diye sordum.
“Çünkü sahip olduklarımız sadece onlar, metalar bize ait değil ve hiçbir zaman da olmayacak” dedi.
“Lanetlenmiş bir hatıra soyguncusundan başka bir şey değilsin sen!” diye bağırdım ona.

Ve orayı terk ettim.

Artık metanın önemi kalmamıştı. Hatıraların değerini fark eden birkaç kukla, bunları soymaya başlamıştı. O kadar.

p.s. Yazdıklarımın bir tarafına, yazım tarihlerini yazarım. Buna yazmamışım. :(