Murat Kaya

Pazar, Eylül 24, 2006

Yazma Aktiviteleri

Yazdığım ilk şey herhalde "Sakıp Sabancı" idi. Nedense ilkokula başlamadan önce "Sakıp Sabancı" isminde (hayalî) bir öğretmenim vardı. Nereden dilime dolandığını ben de bilmiyorum.

Sonra çizmeyi keşfettim. Çizme dediğim, İtalya değil. (Bu aralar Avrupa ülkelerine neden bu kadar taktım, onu da bilmiyorum). İlkokulda resim çizen bir çocuk olarak birçok kişinin resim ödevini yaptım. Ortaokula kadar bu kıyakları yaptıktan sonra bir gün küt diye çizmeyi bıraktım. Sanırım okuma aktivitelerimin arttığı zamanlara denk geliyor. Elime kalem aldığımda, ders kitaplarının sağına-soluna karalama yapmaya başladım. Arka kapaklar, kitaplarımın "en favori" yerleriydi. Arada bir gaza geldiğimde yaptığım çizimler haricinde özellikle çizime hiç vakit ayırmadım.

Neyse, sonra yazmaya başladım. Başlayıp da bitiremediğim veya bitirmediğim bir sürü roman oldu. Bazıları duruyor, arada bir okuyup kendimle dalga geçiyorum. Polisiye türü fena etkilemişti beni. Sonra Ludlum, Le Carre tarzı şeyleri yazmaya çalışmakla devam etti.

1997'de, bir gün, ben yine "küt diye" mizah yazmaya başladım. Hatta "birisine", mizah yazarı olacağımı bile söylemiştim. Bir kitapçık çıkaracak kadar yazıyı birkaç ay içinde yazdım ve güvendiğim bir arkadaşa okuttum. Beğenmedi. Ben de mizahın yanına "hikayeler" serisini de ekledim. Yazma serüveni öyle başladı ve hâlâ devam ediyor işte.

Bu blogun haricinde, "otobüste" isimli blogu yazmaya başlamıştım. Sonra baktım tek başıma zor olacak katılımcı arkadaşlar gelmeye başladı. Devam ediyoruz. Reklam Yazarlarının Ortak Defteri, ikinci blogum oldu. Ardından Smart Marketing Journal başladı. Her ay oraya da yazı yetiştirmeye çalışıyorum. Yandaki kutucuğu koymamın sebebi de bu yani. Mail olarak her ay kutunuza bırakılmasını isterseniz, kutucuğu doldurabilirsiniz. Adresiniz sağa-sola verilmeyecektir. Deneyimler.net, sevgili Tunç'un projesiydi ve Marketing Türkiye ile bir araya geldiğimiz blogger'lar toplantısında bu fikir de hayat buldu. Bir blog daha var ama şimdi ondan bahsedemeyeceğim (özel sebeplerden ötürü), sonra bol bol bahsederiz zaten.

Askerlik yaparken yazamayacağımı düşünürdüm. Olmadı. Askerde yazdığım şeyleri nereye koyduğumu bulamadım şimdilik ama olsun, askerde bile "blog update" yapacak vakti buldum ya, yeter o bana. İnternet cafe'de, yazmak için gerçekten çaresiz olmam lazımdı herhalde, kalem-kağıt yardıma çok güzel yetişiyordu. Neden o gürültüde yazmaya çalışayım değil mi, üstelik sigara da içirtmiyorlardı bilgisayar başında. Pöh.

Daha yazacak o kadar çok şey var ki. Ömür yeter mi bilmem.