Murat Kaya

Cumartesi, Ocak 27, 2007

Sobelenmişim

Gaye sobelemiş beni. O "mimlendim" demiş ama olsun, ben "sobelendim" diyeyim. Bloglar arası oyunlardan bir yenisi daha oluyor bu akım: "Hakkımda bilmediğiniz beş şey" diye anlatıp sobelemek. Bir sonraki sobe dalgası ne hakkında olacak acaba. Beğenmezsem mızıkçılık yaparım. Ona göre:-)

1. İlkokuldayken çok kavgacıydım, nedense. Ortada bir sebep yokken zil sesini (teneffüs zili=Pavlov'un zili) duyduğumuz gibi birbirimize dalardık. Yumruklar havada uçuşurdu. Neden kavga ediyor olduğumuzu bile anlamadan birbirimize saldırırken bulurduk kendimizi. Şimdi o günleri hatırlayınca gözümün önüne, durduk yere birbirine saldırarak oynayan kedi ve köpek yavruları geldi. Birbirinin yakasına yapışıp filmlerde gördüğü kavga sahnelerinin aynısını yapmaya uğraşırken gerçekten kavga eden çocuklar. Kimse çıkıp "medya çocukları etkilemiyor" demesin. Onu da döverim. (İlkokul biter bitmez uslu-puslu bir çocuk oldum. Hâlâ da öyleyim ama, "medya etkilemiyor" diyeni döverim. Bırak çocukları, düşünceleri oturmuş sanılan yaşlı-başlı insanları bile ne kadar fazla etkilediğini adın gibi biliyorsun. Tabi kendi adını doğru biliyorsan.)

2. Ortaokuldan başlayarak berbat bir matematik öğrencisiydim. Tüm matematik öğretmenlerinden nefret etmemi sağlıyordu doğal olarak bu durum. Sadece bir tanesini çok sevdim. Adı Yakup idi. Dört soru sormuştu. Ben bir tanesini yapabilmiştim, bir tanesini de denedim ama olmadı. Zayıf alıp o sene de matematikten kalacağımı düşünürken, geçmem için gerekli notu, yani 50'yi vermişti bana. Yaptığım tek soru doğru imiş, diğerinin de sadece başını yazıp bıraktığım için "doğru başlamış" diye varsayıp ona da tam puan vermişti. Yakup Hoca da olmasaydı herhalde lise sonda matematik sınavında bana 100 veren hocadan bahsedecektim her zaman. Türev-integrali öyle iyi öğrenmiştim ki, neredeyse Fen sınıfındakilere bile ders verebilecek kadar iyi biliyordum. Enteresan. Hatta sınavlar boyunca kopya vermişliğim bile vardır. ÖYS'de herkesin yapabildiği sayı problemlerinde tökezleyip türev-integral sorularında full çeken tek öğrenci bendim herhalde. Hepsi Yakup Hoca'nın verdiği gaz ile olmuştu. Psikoloji dersleri ile sosyoloji-psikoloji konuları ile de tanışınca "motivasyonumu sağlarsanız, aya bile çıkarırım sizi" diyesim gelirdi. Demedim.

3. Liseden mezun olur olmaz (çoğu üniversite öğrencisi gibi) ben de saçlarımı uzattım. Bizim dönemimizde lise ve dengi okullar [şu lafın ne anlama geldiğini hiçbir zaman anlayamadım] çok sıkı idi (ya da bizimki sıkıydı, bilmiyorum). Şimdi okula jöle ve Pumaları ile giden öğrencileri görünce şaşırıyorum. Bizim zamanımızdaki bu baskının sonucu olarak (herhalde) birçok genç üniversitede uzun saçlı olarak gezmiştir. Yönetim-Organizasyon hocamız olan Ayşe Hoca bir derste kafama sarılıp "bayılıyorum ben bunun saçlarına yaa" diyerek en önde oturan "beni" kıpkırmızı bir utanca terk etmişti. Çocuk sever gibi sevince üniversitedeki koca çocuğu, rengi atar tabii. (O günlerden bir anım.) Sonra saçlarımı kestirip rahat ettim. Şu anda beni tanıyanlar benim de bir zamanlar saç uzattığımı duyunca genel olarak "iyi ki kestirmişsin" diyorlar. (Bugüne bakarak dünü hayal etme yaklaşımı). "Gitar çalıyor musun" sorusuna artık cevap vermiyorum. Beni bir defa bile gitar çalarken görmemiş olmasına rağmen "abi bizim konserde gitar çalar mısın" diye soran çocuğa "çalarım ama bana yetişebilir misiniz, bilmem" dediğim için pişmanım. (Gına gelmişti, napayım)

4. Hayır. Gitar çalmıyorum. Satın almak varken neden çalalım? Haydut muyuz biz? Neyse, şaka bir yana bu duruma en çok Joe Satriani memnun oluyor zaten. Ben de -arada bir - "iyi ki çalmıyormuşum" diyorum. En fazla konuşmak için insanların karşısına çıkabilirim. -şimdilik- bir gün kafam atarsa, 40'ından sonra da öğrenip gelebilirim. Belli olmaz. Yakup Hoca gitar dersleri vermeye başlarsa... Kafam da kolay kolay atmaz. Müzisyen disiplini de o kadar kolay değildir bu arada.

5. Az önce telefon çaldı ve telefonda konuşurken beşinci maddeyi buldum: Telefonda konuşmak bana her zaman sıkıntı/eziyet/fenalık vermiştir. Sebebini bulabilmiş değilim ama telefondaki konuşma sesim çoğunlukla karşı tarafın "yeni uyandırdım galiba" tepkisi vermesine neden olur. Telefondaki sesimi duyup beni uyuyor zannedenler, sarhoş zannedenler, görüşmek istemediğimi zannedenler bir araya geldiğinde belki bir ordu bile kurulabilir. Telefonda bana "yüz milyon dolarlık ödülü sen kazandın Murat" diyen kişi de aynı ses ile karşılaşabilir. Dünyanın en büyük konkurunu kazandığımızı telefonda bir başkasına haber verirken de aynı ses tonu ile konuşabilirim. Hiç kimse üzerine alınmasın zaten ben o sırada size telefonda açıklamasını yapıyor olurum.

Şimdi sobeleme sırası bende ve sanırım üç kişiyi sobelememiz gerekiyor. Mazhar'ı, Fuat'ı ve Özkan'ı sobeliyorum. Şaka şaka.

Onur, Meltem ve Arzu . Hadi.

1 Comments:

  • yaf yakup sufer adamdı nerde olduğunu bulsana sen iyisndir bu tarz kayıp adamları bulup çıkarmada benim de liseden görmek konusmak isteyeceim iki üç hocadan biri ha ii oldu anımsattıın arayıp bulmak lazım bunları

    By Blogger Vatansız Kral, at 9:59 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön