Murat Kaya

Cumartesi, Mart 17, 2007

Tüfenk diyen avcı ve gitar telleri

Ölçümleme üzerine söyleyeceğim şeyler kalmıştı. Şimdi düşünüyorum da..

Matematik derslerini zamanında hiç anlamazdım çünkü bir problem yazıp onu nasıl çözeceğimizi anlatırlardı. Herkesin o tip bir problem ile karşılaştığı zaman, anlattıkları yöntemi uygulayarak başarıya ulaşacağını düşünürdüm ve sınavlarda benim gibi düşük not alan kişilerin de benimle aynı açıdan olaya baktığı için zayıf aldığını düşünürdüm. Benim zayıf alma nedenim çalışmamak değildi çünkü çalışmak için bir şeyleri anlamak gerektiğini düşünürdüm ve o yüzden sadece bakardım o rakamlara. Benim göremediğim ama sınavlarda yüksek not alan kişilerin görebildiği gizli yön göstericiler olduğunu düşünürdüm. Hani işlemin solundan başlayıp sağına doğru giderken hangi noktalara uğrayacaklarını gösteren bir ok gibi.

Bunun yanında bir de yaz tatillerinden sonra aynı kişileri sınava soktuğun zaman herkesin bu konuları unutmuş olacağını düşünüyordum zira neredeyse her sene matematik derslerinde aynı konuları görüyormuşuz gibi geliyordu bana (yoksa neden hep aynı şeyleri evirip çevirip öğretsinler ki? Konu bulamayan yazar-medyacı-televizyoncu gibi evirip çevirip aynı şeyleri mi ortaya çıkarıyorlardı acaba? Savunmaları da hazırdı belki kafalarında “Bunları adınız gibi ezberlemiş olmanız gerek.”) Kümeler denilen konuyu neden anlattıklarını anlamıyordum ama ilkokuldan üniversiteye kadar her sınıfta karşıma çıktı.

Matematikçilerin problemi bence şu idi. Onlar problemi çözmeye o kadar kaptırmışlardı ki kendilerini, ne yaptıklarını anlamakta zorlanan bir çocuğa bir şey anlatamıyorlardı. Belki de bu “anlatamamayı” bir problem olarak görmekten ziyade problem hanesine karşı tarafın “anlamadığını” yazıyorlardı. (iyi anlattım değil mi?) İşte bir "tek yönlü otoban" daha. (Sırf bu konunun üzerine yarım saat konuşasım geldi. Problemi çözemeyen öğrenciye sıfırı basıp geçen öğretmen profili. Hâlâ var mı? Vardır tabii olmaz mı.)

İşte Mario Puzo’yu da okurken (bu günlerde Mario’nun kitabından çok fazla bahsedeceğim sanırım) şunu bir daha kavradım ki, aslında ölçümleme denilen nesne tıpkı Ian Hacking’in kitabında dediği gibi; “komşumuzu tarif etme şeklimizi bile değiştirdi.” (Sözlerimden “Ölçümlemeye karşıyım, kahrolsun ölçüm kurumları” anlamını çıkarmayınız lütfen. Burada anlatılmak istenen şey başka. Karışık olabilir ama başka. Anlamak istediğiniz şey değil.)

Bir şehre üç zümre yerleştirip bunları yönetmek üzere dördüncü bir zümre getirdiğimizi varsayalım. Her bir zümrenin adı, rakamı olsun. Yani birinci zümre, ikinci zümre, üçüncü zümre ve dördüncü zümre. (Bu testte gerçek fareler kullanılmamıştır. Trafiğe kapalı alandır. Evde yapılmaması gerekir. Yan etki görüldüğünde doktorunuza danışmanız gerekir.)

Ortada hiçbir ölçümleme olmasa bu insanlar mutlu bir şekilde yaşar gider. Matematik problemi olarak bakarsak bu zümrelerin birbirlerini “yanlış” algılamaları bile bir problem oluşturmaz. Ama ölçümler ortaya çıktı mı.... Her zümre, kendisinin haricindeki zümrenin çoğaldığını ve kendisinin haricindeki tüm zümrelerin bir araya gelip kendi zümresini yok edeceğini düşünmeye başlar. İşin tersi bahsi geçen dört zümre de gerçekten söz sahibi değildir ve bir beşinci zümre oluşturulup halktan gizlenmiştir. Belki de ortada hiç “zümre” falan bile yoktur ve bu insanlar “zümre” adı altında (mesela nüfusları 100 bin ise) 100 bin parçaya bölünmekten mi korunmaktadır. Bunu bilsem ne olur, bilmesem ne olur? Bildiğini iddia eden birisi çıksa ne olur, anlatsa ne olur? Çünkü hayatın asıl meselesi bu değil.

Ölçümleme, bu bilgiyi alan her bir kişiye farklı bir anlam bırakabilir. Belki bu açıdan bakıldığında da “ölçümleme bir sanattır” gibi çıkarıma da gelinebilir.

Aslında ne teknoloji, ne rakamlar, ne açıklamalar, ne de silahlar... Hiçbiri umrunda değildir öleceğini bilen insan ırkı için. Ölmeden önce gülüyor olmak mı güzeldir, korku içinde olmak mı?

Şimdi bunların ölçümleme ile ne alakası var. Var! “Hiçbir şey her şey değildir. Her şey de hiçbir şeydir.” Gibisinden de bir özlü söz yazmış olayım bunun üzerine. Gitarımı seviyor olabilirim ama bu tellerini de sevdiğimi göstermez.

2 Comments:

  • Valla ben de okumak isterim. Okurum da. Ama senin kadar değil murat kaya. Ölçümleme konusunda o kadar ince izlenimler bıraktın ki bana, senin tanımlardan sonra "beni kategorize etme" şarkısını söyleyesim geldi nedense. Çünkü bir kategoriye koyulduğumda kendimi koyun sürüsünün bir elemanı gibi hissediyorum. Ölçümleme de koyunları tiplerine göre ayırmaktan ibaret değil mi?

    By Blogger Engin, at 12:07 PM  

  • Koyunlar bile tek tip değil ki..

    İnce izlenimler derken neler olduğunu anlamayamadım. Açabilir misiniz acaba birazcık daha?

    Bir de hangi Engin olduğunuzu çıkaramadım.

    By Blogger Murat Kaya, at 6:46 PM  

Yorum Gönder

<< Ana Sayfaya Dön