Doğum günü hediyesi olarak gelen kitabı okumayı yeni bitirdim. Bohumil Hrabal'ın adını duymamıştım daha önceden. "I Served The King of England" isimli kitap birkaç ay kenarda okunmayı bekledi. Çek bir yazar ("çek oradan bir kahve" demek gibi oluyor ama) Bohumil Hrabal. Ideefixe'ten anlaşıldığı kadarıyla ülkemizde sadece iki kitabı yayımlanmış. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasında bir tarihten başlayarak devam eden hikayedeki kahramanımız (yani "protagonist") Alman kanı da taşıdığını öğrenen bir Çek, Dite. Akış açısından Sallinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ına benzettim biraz. Yaşı ve boyu küçük olan Dite (Sallinger'ın Holden Caulfield'ı büyük gösteren bir çocuk iken - çocuk olduğunu kabullenmeyen biriyken) yaşını, boyunu, posunu, etini-budunu bilerek bir otelde çalışmaya başlıyor. Tüm kariyerini bir otelci olarak geçirme hayallerine o otelde kapılıyor. Dite'nin milyonerliğe giden yolu anlatmasını dinliyoruz ve zeminde Prag otelleri, Almanlar, savaşın getirdikleri, toplumsal çalkantılar, kavgalar-gürültüler akıp geçiyor. Sarhoş edici bir akışta gidiyor. Okurken insanın aklına hiç Paris Hilton ve dedeleri gelmiyor. (Hani otellerden bahsederken laf lafı açar ve konu elbette Paris Hilton'a kadar dayanır. Ondan diyorum.)
Neyse, Dite'nin hikayesi fena değil. Türkçeye kazandırılacak mı bilmiyorum ama neden olmasın? Ben Bohumil Hrabal'ın diğer kitaplarını da okuma listeme aldım.
Kitabı okurken genelde ciddi bir ifadeyle okuyordum (insan kitap okurken nasıl bir surat ifadesine büründüğünü görmeyi sevmeyebilir, ben severim) fakat bir bölüme gelince orada aklıma Rowan Atkinson geldi (şu aşağıdaki videoyu izledikten sonra arasında bir bağlantı kurmak daha kolay oluyor).
O satırlar şöyle. Sayfa 70'ten. *
Our boss thought of everything. If someone felt a sudden urge for a cup of fresh milk or cool cream toward evening, that was available too, and we even had special devices for vomiting in our tiled washrooms, and individual vomitorium with strong chromeplated handgrips on each side, and a collective vomitorium that looked like a long horse trough with a handrail above it, a bar guests would hold on to while they vomited in a group, egging one another on. I was ashamed whenever i vomited, even if no one saw me, but rich people vomited as if it was all part of the banquet, a sign of good breeding. When they were through, they'd come back, their eyes full of tears, and soon they'd be eating and drinking with more zest than ever, like the ancient Slavs.
Kitapla ilgili bir not daha var: Paragrafları o kadar uzun ki.. Bazısı iki sayfa kadar sürüyor. Şimdiye kadar bu şekilde uzun paragraflara sahip bir kitap okuyup okumadığımı hatırlamadım. İlk başta biraz zor geliyor ama sonra her şeye olduğu gibi alışıyor insan. Video da aşağıda. Rowan Atkinson'ın "Not the nine o'clock news" parodilerinden birisi.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Maecenas quis arcu quis sem bibendum rutrum. Praesent dolor. Aliquam erat volutpat. Vestibulum ante ipsum primis in faucibus orci luctus et ultrices posuere cubilia Curae; Phasellus viverra consequat eros. Aenean est leo, consequat nec, pulvinar vitae, vestibulum eget, massa. Suspendisse convallis erat ac eros. Nam augue. Vestibulum sagittis. Suspendisse et arcu tincidunt augue fermentum congue. Curabitur egestas, odio eget convallis cursus, libero ligula bibendum elit, ultrices ornare lorem nunc eu ipsum. Nullam commodo, pede sed vehicula suscipit, nisi metus fermentum purus, a auctor ligula sem sit amet lorem. Pellentesque habitant morbi tristique senectus et netus et malesuada fames ac turpis egestas. Mauris vehicula. Donec ultrices. Aenean bibendum nonummy lorem. Donec vitae sapien. Maecenas ac mauris.
0 Comments:
Yorum Gönder
<< Ana Sayfaya Dön