Murat Kaya

Cuma, Mayıs 25, 2007

On Truth




Geçtiğimiz yaz, otobüste okumak için apar topar Mephisto'ya girip "Boktanlık Üzerine" diye bir kitap almıştım. İncecik bir şey ("Otobüs kitabı" tabiri için bile fazla. Belki "metro durağı kitabı" denebilir.) Okuduğum zaman (kafa karıştırıcı veya çok sade bir hali var) bir blog gönderisi olabilirmiş bu diye düşünmüştüm. Yazarın kim olduğuna dair kitabın içinde bir bilgi yoktu ("yazar hakkında" gibisinden bir bölüm yani) ama The Daily Show'da bir sonraki kitabı "On Truth" için çıktığı zaman hatırladım "boktanlık üzerine"yi. Raftan çıkardım ve üzerindeki isme baktım: Harry G. Frankfurt, evet doğruymuş.

Akla gelen bir şey:
[Bizde soyadı kanunu çıktığında niye birçok aile İstanbul soyadını almamış diye de merak ettim mesela. Yoksa var da ben mi rastlamadım. Mümkündür.]

Yeni kitabı da incecik görünüyor ve hatta Jon'un da dediği gibi "içinden sanki çikolata çıkacakmış gibi" duruyor. Princeton'da felsefe profesörüymüş meğerse.

Frankfurt ve Stewart, "On Truth" hakkında konuşurlarken aklımda bir soru uyandı: "Kaç milyar tane gerçek var bu dünyada? Hangisinden, kim bahsedecek?"

Perşembe, Mayıs 24, 2007

Malcolm Gladwell - Colbert Report



Eskiden The Daily Show'daydı, sonra kendi programını "kurdu" Steven Colbert (Filmlerde falan da görmüş olabilirsiniz. Küçük küçük rolleri vardır. Doğaçlama üzerine uzmanlaşanlardan birisi.). The Daily Show with Jon Stewart kadar sık seyretmiyorum bu programı ama Malcolm Gladwell'i ağırladığı programı seyretmeden edemedim. Steven Colbert, sohbeti bölüp duruyor ama Malcolm yine de bir şeyler anlatmayı (onca sabotaja rağmen) beceriyor.

The Colbert Report. 05.01.2007

Perşembe, Mayıs 10, 2007

Savaş sanatına dair bir kitap daha


The.Daily.Show.January.22.2007.Rupert.Sm
Video sent by NedDorsey


Bir süredir savaş sanatı ile pazarlamayı bir arada düşünme trendi var hani. Bu konuda yardımcı olabilecek bir kitap olabilir bu: The Utility of Force (The Art of War in the Modern World). İzlediğim kadarıyla.. Jon Stewart'ın Fransızları "side dish" olarak tabir etmesi de Sarkozy ile ilgili değil tabii. Komedi unsuru.
Generalde de hafiften bir Stephen King havası var sanki..

The Daily Show with Jon Stewart, January 22, 2007.

İnsan Kaynaklarıcılara

Bir çalışan/yönetici/eleman/patron tatile çıktığı zaman, arkasında "hergeleye bak, biz burda deli gibi çalışıp bir tarafımızı yırtıyoruz, o ise tatile çıkıyor" diyen bir kişi bile varsa... Acaba o işyerinde bir tuhaflık vardır diyebilir miyiz?

Böyle bir algılamaya sahip kaç tane işyeri olduğunu ölçebilir miyiz? Elde ettiğimiz bilgiler ne işimize yarar, yaramayacaksa niye ölçeriz? Bu bilgileri sektörlere göre dizinleyebilir miyiz? Sektörlere göre dizinlediğimizde tatile çıkmak için sırasını bekleyen kişileri de dizginleyebilir miyiz?

Öylesine aklıma geldi. Satırlara dökeyim dedim.

Satır,
kasabın elinde,
yazarın da zihnindedir.

İlginç

Dün Avea'dan bir mesaj geldi. Şöyle diyordu:

"AVEA'DAN YENİ BİR SERVİS: 9898 ACİL ÇIKIŞ! KURTULMAK İSTEDİĞİNİZ DURUMLARDA ARAYIN, SİZİ 1 DK. İÇİNDE GERİ ARAYIP BAHANE BULMANIZA YARDIM EDELİM. 3 SMS/6 KONTÖR"

Bu hattın başında oturup insanların bu servisi hangi bahanelerle kullandığını izlemek isterdim.

Düşünsenize, ucu taa nerelere gidebilecek bir şey. Yalancıya yardım ve yataklık suçundan firmaya dava açan olur mu acaba? İşin sonu, tahmin edilemeyecek yerlere dayanabilir... Gibi.

Veya "Sosyal açıdan o kadar acizsiniz ki... Bir telefona muhtaçsınız" anlamına da gelebilir. Nereye çekersen geliyor gibi..

Salı, Mayıs 08, 2007

Aynı malzeme ile denemeler

Küçük bir espri olsun elimizde.
Mesela "Benzinli araba", "LPG'li otomobil" ve "alkollü araç" esprisi.

Bu espriyi çeşitli şekillerde kullanmayı deneyelim. Elbette bu cümle de sonsuza doğru giden bir çizgidir aslında ama biz yine de bu çizgi üzerinde birkaç deneme yapalım.

Her bir uygulamayı burada kullanıldığından daha farklı görsellere uygulayabiliriz. Ben şimdilik hepsini bir “yazı” olarak kullanacağım. Yani mesela gazete haberi halinde yazılmış olan metni, sizin bir gazete küpürü formatında görmeniz ile yalnızca bir “yazı” olarak okumanız arasında elbette fark olacaktır. Hatta şunu da diyebilirim ki, -gazetedeki haber metni örneğinden gidersek- gazete küpürü formatında görmeniz, metni düz bir yazı içerisinden okumaktan daha etkili olacaktır. Diğerleri de şekil şartlarını yerine getirebilecek vaziyette olabilirdi elbette (bir mp3 dosyası, bir video gibi..) ama bu bir blog postudur. (Gönderi diye çevirmişler: Bu bir blog gönderisidir.)


Bir gazete haberi: (TV haber bülteni de olabilir. Birbirinden farkı kalmadı artık.)

“Cumartesi akşamı sahil yolunda yapılan alkol muayenelerinde 120 promil alkollü çıkan sürücü kendisine verilen cezaya itiraz etti. Televizyon kameralarına karşı alkollü olmadığını söylerken yere yıkılan sürücüyü polisler [bir türlü] sakinleştiremedi. Alkollü değil ‘LPG’li araç’ kullandığını iddia eden sürücü çevredeki [olayı izleyen] vatandaşları ve polisi güldürdü. [TV haber bülteni metni için ek] İşte olay görüntüler!”

Dergi yazısı: (Popüler bir dergi haberi veya Popüler bilim dergisi olabilir.)

“Küresel ısınmayı önlemek üzere geliştirilen hibrid araçların kullanımı Avrupa ve Amerika’da her geçen gün artıyor. Alternatif enerji kullanımını özendirmeye çalışan otomobil üreticileri ise bu tip araçların üretimini artırıyor. Ülkemizde ise ekonomik koşullar yüzünden araçlara LPG taktırılıyor. Dizel araçlar da son yıllarda sağladığı yakıt tasarrufu sayesinde popülerleşiyor. Bunun yanında benzinli araç kullanan sürücüler ise artan benzin fiyatlarına isyan ediyor. Bazı sürücüler ise alkollü araç kullanmakta diretiyor.”
Televizyon programında, tartışan insanlardan bir bölüm:
“Şimdi sayın Bükey, şöyle söyleyeyim size. Türkiye, dünyanın en pahalı benzinini kullanıyor. Bu açıdan baktığınızda Ferrari’sine LPG taktıran sürücüyü yadırgamadan önce şunu da düşünmemiz gerekiyor: Benzinli Ferrari kullandığı zaman bu adamın ödeyeceği benzin masrafını düşünün! Nerden baksanız, bunun hesabını yapamazsınız! O masraf ile başa çıkılmaz! Dizel de yapmıyorlar ki bu mereti, vatandaş mazot ile kullansın Ferrari’sini. Tüm dünya elektrikli araçları kullanmaya başlıyor, peki biz ne yapıyoruz? Hâlâ alkollü araç kullanımında dünyanın “top beş”ine oynuyoruz. Lütfen sayın Bükey. Buradan yetkililere sesleniyorum: Lütfen vatandaşı bu konuda bilgilendirin. Aldığınız onca vergi ile cari açığı kapayamadınız, Ferrari’sine LPG taktı diye adamcağızla dalga geçiyorsunuz. Yazıktır. Günahtır.....”


Başka bir kanalda, tartışma programı:

Birinci Konuşmacı - Sayın beyfendi. Lütfen sözümü kesmeden dinler misiniz! Şimdi Türkiye’deki trafik kazalarının derin analizine bakıyoruz burada ve karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor. Kazaların büyük bir çoğunluğu alkollü araç kullanımından kaynaklanıyor. Bu durumda ben yurtdışına çıktığımda, açık söylüyorum size, yalanım varsa [şerefsizim] (banttan yayın olduğu için o kısım bip’lenmiş) utanıyorum. Diyorlar ki, biz hibrid araçlara geçtik, LPG’li araçları çevre dostu olmasından ötürü tercih ediyoruz, peki siz Türkler ne yapıyorsunuz, hâlâ alkollü araçlar kullanıyorsunuz, birbirinize çarpıp duruyorsunuz diyor. Bak! (Kaşlar havada, işaret parmağı dimdik, etrafı inceler.) Bu konuda halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor, buradan tüm sürücülere sesleniyorum. Lütfen biraz daha duyarlı olalım. 10 binlerce insanımızı her yıl trafik kazalarında yitiriyoruz.
İkinci Konuşmacı – Saçmalıyorsunuz efendim. Hibridli araç ile LPG’li araç arasında dağlar kadar fark vardır.
Birinci Konuşmacı – Lütfen, sözümü kesmeyin dedim size! Ben sizi en başından beri sakin sakin dinledim değil mi?
İkinci Konuşmacı – Hayır, sözümü kesip durdunuz! Ben de siz...
Birinci Konuşmacı – 70 Milyon görüyor sizin ne yaptığınızı. Sözümü kesmeyiniz, lütfen! Bakın, rica ediyorum.
İkinci Konuşmacı – Ben diyorum ki, benzinli araç kullanmak ile alkollü araç kullanmak aynı şeydir. İkisi de doğaya zarar vermektedir. Ben hibridli araç kullanılmasından yanayım.
Birinci Konuşmacı – Hâlâ konuşuyor, lafımı bölüyor efem! Görüyorsunuz. (İkinci Konuşmacı’ya dönerek) Katılmıyorum görüşlerinize efem.”

Radyo şovu: (Erkek sunuculu, konserve kahkahalı radyo şovlarından birisi)
Bu formatta kullanılan kısaltmalar şu şekilde olmuştur:
ü.b.ş.e.: Üzüntü belirten şaşırma efekti (genelde aaaaa şeklinde olur)
i.g.e.k.e.: İnsanı gıcık eden kahkaha efekti. (grup halinde “hahahaha” şeklindedir.)

Şovmen - Türkiye’de yılda 10 bin insan trafik kazalarında hayatını kaybediyormuş. [–ü.b.ş.e.-] evet, evet! Yetkililer bu konuda halkın bilinçlendirilmesi için çalışmalar başlatmış. Bu doğrultuda ilköğretim okullarındaki Trafik Haftası kutlamalarında öğrencileri bilgilendirici gösteriler yapılacakmış. Yalnız ben şimdi anlamadım, neden ilkokullarda yapıyorlar ki bunu, oradaki çocukların hiçbiri araba kullanmıyor [-i.g.e.k.e.-] Acaba geleceğe yatırım dedikleri şey mi bu [–i.g.e.k.e.-] hayır, yani bu çocuklar gidip babalarına “baba, trafik kurallarına uy lütfen” mi diyecek evde [–i.g.e.k.e.-] neden bu çocukların babasını toplayıp eğitmiyorsunuz [–i.g.e.k.e.-] yemedi değil mi? [-i.g.e.k.e.-] evde oturuyorsunuz, çocuğunuz geliyor yanınıza ve size diyor ki “baba, bizim arabamız benzinli, di mi?” [-i.g.e.k.e.-], şöyle yarım ağızla “evet çocuğum, haydi odana git sen, oyuncaklarınla oyna” diyorsunuz. [-i.g.e.k.e.-] tam odadan çıkmak üzereyken bir soru daha soruyor size “baba, benzinli aracı anladım da alkollü araç nasıl oluyor, nasıl gidiyor, alkolle mi?” [-i.g.e.k.e.-] Buyur burdan yak! [-i.g.e.k.e.-] [-i.g.e.k.e.-] Reklamlardan sonra programımız kaldığı yerden devam edecek. Ben gidip kendime bir sigaralı araç molası vereyim [-i.g.e.k.e.-] (müzik başlar)”

Kahve sohbeti:

Hadi Abi – Dedim ki memur bey, napyosun yaw, benim arabam benzinli, nerden çıkardın alkollü araç kullandığımı.
Puhaha ha ahah ahhah (Kahvedekiler kahkahaya benzer gürültüler çıkarır)
(Sahneye dışarıdan birisi gelir) Alkollü araç da mı çıkarmışlar! Vay be, gavura bak sen! Hiç aklıma gelmemişti.
(Puhaha hahahah diye bir kahkahaya benzer insan gürültüsü daha. Topluca.)
Fıkra versiyonu: (Reklam fıkraları için.)
“Kreatif Direktör’ün biri bir gün trafik polisi tarafından durdurulmuş. Alkollü araç kullandığı için ehliyeti elinden alınmış.
Kreatif Direktör de:
- Hayır efendim, ben alkollü araba değil sadece benzinli araç kullanırım. Diyerek itiraz etmiş.”

Daha devam eder...
Bir cümlenin birçok farklı şekilde söylenebilmesi gibi, farklı formatlarda da çeşitlenmesi mümkün.
Hepsi aynı kapıya mı çıkıyor peki? Çıkıyor da olabilir, çıkmıyor da olabilir.

Sözler önemli midir? Valla ben bazen sanki “görüntü daha fazla önemlidir, söz neredeyse hiç önemli değildir” düşüncesi hakim diye düşünüyorum.. Az önce internet gazeteleri arasında bir gezeyim dedim de... Bu son cümledeki içeriği oluşturdu zihnimde. Alman kız ile Türk erkeği “Alman BBG’sinde”ymiş... Sanki BBG kavramını biz hediye ettik dünyaya. “Ünlüler Sirki”ni de İtalyanlar bizden çalmıştır belki!!..

Son cümlemi tekrar edeyim: Bazen “En önemli şey görüntüdür, sözlerin hiçbir önemi yoktur” diye düşünüldüğü izlenimine kapılıyorum. O zaman televizyonlar da görüntünün yanında boşu boşuna “ses yayını” yapıyor demektir. Hoparlörler yalnızca “arabada” lazım demek ki. Vay be. Eyç Ci Wellsvari bir kapanış oldu bu post’ta da.

P.P. Bu blogu takip edenler, alıntıları yalnızca başka yazarlardan yaptığım zaman kullandığımı bilirler. Bu seferlik, kendi kendimi alıntılamış oldum.

P.P.2. Radyo şovu yapan arkadaşın verdiği rakam uydurmadır. Bu gibi istatistikleri verip çözüm geliştirmemenin "algıyı darmadağın ettiğini" ve bahsedilen rakamların "işitilmediğini" ve her şeyin boşa gittiğini düşünüyorum nedense. Dünyada kaç çeşit virüs olduğunu söylemenin, söylediğin kişiye hiçbir faydası yoktur. Gibi. İster 1 de, ister 1 milyon de. Virüs, virüstür.

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Ne biliyorsanız onu yazın

İlkokuldan taaa üniversiteye kadar her sınavda, her durumda, her hava şartında şu sahne ile karşılaştım.

Sorular/sınav kağıdı/test sınıfa dağıtılır. Dağıtım sırasında mutlaka fısıldaşmalar olur. O sırada gözetmen/öğretmen/hoca hep "konuşmayın" der (istisnasız) ve sonrasında beni deli eden bir şey olur(du):
Birisi mutlaka soru sorar!

Öğrencilik hayatım boyunca soruları elime alıp okuyup parmağımı veya elimi kaldırıp bir soru soramadım ve bu beni deli eden kısım olarak kaldı hep. Hatta diğer öğrencilerin nasıl olup da her seferinde bir soru sormayı becerdiğine şaşırır kalırdım. Bu durum aynı zamanda sınav süresince de devam ederdi ve her hoca/öğretmen/gözetmen bu sorulara hep aynı cümle ile cevap verirdi:
"Ne biliyorsanız onu yazın!"

Haydaa. Sorular açık, biliyorsan yaparsın/yazarsın. Şimdiye kadar hiçbir sınav sorusunda "ben bu soruyu anlamadım" diyemediğim için veya "acaba şunu mu soruyor, bunu mu soruyor" diye ikileme düşmediğim için de deli olurdum kendime. Herkes soru sorabilecek kadar "bilgili" olduğuna göre demek ki ben hiçbir sınavda sorulan soruya karşılık bir sual üretemeyecek kadar "bilgisizdim".

Sonra aradan yıllar geçti.. Ve bunlar bir gece aklıma geldi. Acaba eğitim fakültelerinde "sınavda soru soran öğrenciye söylenecek cümle aşağıdakilerden hangisidir" şeklinde bir soru mu vardı?
A) Ben bilmiyorum, kocam bilir.
B) Konuşmak yasak! (yanıltıcı cevap)
C) Bana böyle saçma sorularla gelmeyin!
D) Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla.
ve
E) Ne biliyorsanız onu yazın!

Ve tüm öğretmenler ve eğitimciler hep E'yi işaretledi ve meslek hayatları boyunca hep E'deki sözleri söyledi. Fatih Terim hariç! O hep C'yi işaretlemişti.

Yazma Sanatı

Stephen King'in "On Writing" isimli kitabı, Mart 2007'de Türkçe olarak yayımlanmıştı. "Yazma Sanatı" ismiyle çevrilmiş. Kitabı elime aldığımda -nedense- ilk olarak giriş kısmındaki bir cümlenin nasıl çevrildiğini merak etmiştim.
Merak ettiğim şey -yine nedense- "ikinci önsöz" bölümünün son cümlesi idi. Bu bölümde Stephen King, "yazma üstüne" yazılmış kitapların çoğunun zırva dolu olduğunu söylüyor. Bunlar arasında yalnızca William Strunk Jr. ve E. B. White tarafından yazılmış olan The Elements of Style isimli kitabın ya çok az miktarda zırva içerdiğini veya hiç de zırvalamadığını söylüyor. Yazmak isteyen kişilere bu kitabı okumalarını önerdikten sonra, o kitabın 17nci kuralını tekrarlıyor..

Bu cümle: "Omit needless words".

Kitabın Türkçesini elime alır almaz ilk yaptığım nedense bu cümlenin nasıl çevrildiğini merak etmek oldu. İlk baskısında (sonraki baskıları da olur inşallah) "Gereksiz işleri bırak" şeklinde çevrilmiş.

Acaba "Omit needless works" mü yazıyor diye Stephen King'in kitabına ve The Elements of Style isimli kitaba baktım. Yoo; "omit needles words" yazıyor. Merak ettim, neden "işler" olarak çevrildiğini.

Neyse. Fikir ile ilgili bir bölümü buraya taşımak istedim. Yalnızca kurmaca, kurgu ya da öykü-hikaye-roman yazmak isteyenler için değil, "fikir geliştirmek isteyen" kişiler tarafından da rahatlıkla okunabilir. Lastik gibi bir eser. (Gerçi çekmeyi bildikten sonra elektrikli süpürgelerin kullanım kılavuzları da her tarafa çekilebilecek bir eser olabilir.) Nereye çekerseniz gelebilir.

15nci bölümün ilk paragrafını alıntılayacağım. *
"Şimdi bir şeyi açıklığa kavuşturalım, tamam mı? Fikir Deposu diye, Öykü Merkezi diye, Gömük Çok Satanlar Adası, diye bir yerler yok; iyi öykü fikirleri kelimenin tam anlamıyla yoktan var oluyor, boş bir gökyüzünde dosdoğru üstünüze geliyorlar; daha evvelden birbiriyle hiç ilişkisi olmayan iki fikir bir araya gelip güneşin altında yepyeni bir şey oluşturuyor. Sizin işiniz bu fikirleri bulmak değil ve fakat kendilerini gösterdiklerinde onları tanımak."

Bu da 15nci bölümün orijinal metninden alıntı. **
"Let’s get one thing clear right now, shall we? There is no Idea Dump, no Story Central, no Island of the Buried Bestsellers; good story ideas seem to come quite literally from nowhere, sailing at you right out of the empty sky: two previously unrelated ideas come together and make something new under the sun. Your job isn’t to find these ideas but to recognize them when they show up."



* Sayfa 37 - Stephen King, Yazma Sanatı. . Altın Kitaplar, Birinci Baskı Mart 2007, İstanbul, Türkçesi; Pınar Öcal

** Page 37 - Stephen King, On Writing, Scribner, 2000