Murat Kaya

Salı, Ekim 30, 2007

Diline bir melodi dolanır.
Ama bilemezsin, bir yerden mi duydun onu yoksa melodinin yeryüzü ile ilk birleştiği nokta sen misin.

Bu satırları yazarken melodi seni terk etmiştir zaten.

Cumartesi, Ekim 13, 2007

Mim

Sevgili lyN yeni bir mimden bahsetmiş:
187/1

Bu seferki mim "üzerinizdeki elbisenin etiketini sökün, blogunuza koyun", "yaralı parmağa içer misiniz", "kendinizden nefret etmenizin beş sebebi".. gibi abuk sabuk mimlerden farklı.

["Bu seferki" yazarken -ki'yi ayrı yazanı yaralı parmaklar kovalar.]

Bu mimin kurbanı siz değilsiniz. Kurban bahçıvan da değil. Bahçıvan zaten kurban olmaz genelde, onlar katil olmaya meyillidirler veya Desperately on Previous Housewives...

Neyse, bu mim için kurbanınız "en yakınınızdaki kitap". Açıyorsunuz 187nci sayfasını ve ilk cümleyi yazıyorsunuz. O kadar. Daha önce Lyn'in blogundaki post'a yorum olarak Ned Dorsey kişiliğim ile Bob Fenster'in kitabını kurban etmiştim şimdi de Truman Capote'nin Gümüş Damacana'sını kurban ediyorum.*

"...ninkine dokunmadı; ha, lütfen, dedi, bir şey daha var: Bayan Bobbit sahnedeyken kesinlikle gürültü yapmamalı, mısır falan yememeliydik."

"Bize en yakın kitap 186 sayfadan oluşuyor ise ne yapacağız" diye sormama rağmen henüz bir yanıt alamadım. : - )

Bir de aklıma hep şu bilmece geliyor. Hani hırsızın kim olduğunu tahmin etmenizi istedikleri bir bilmece vardı. Hikayede bir şey çalınıyordu ve ifade veren kişilerden bir tanesi "ben onu salondaki kitabın 187nci ve 188nci sayfasının arasına koydum" diyordu da yakayı ele veriyordu. Hatırlayan var mı, o ifadeyi veren bahçıvan mıydı? Demek ki katil başkasıymış. Tüh.

Bu mim için Alper'i, Zeynep'i, Gaye'yi veeeeeeee Tunç'u mimliyorum.

* Truman Capote, Gümüş Damacana, Türkçesi: Püren Özgören, Sel Yayıncılık.

1408

Keşif kaynakları kaç tanedir, saymadım fakat bu metotlar arasında "favorim" diyebileceğim metotlardan biri: "Yanlışlıkla bulmak."

Herhangi bir siteye ulaşmak için adres satırına adresin direkt olarak ismini yazıp [web adresinin uzantısının "com" olması durumunda geçerli] CTRL-Enter yaptığınızda, browser'ların kelimenin başına dublüve'leri sonuna da com'u koymasını biliyoruz. Fakat bir gün parmaklarınız CTRL yerine [yanlışlıkla] Shift'e basarsa... O zaman da sonuna ".net" uzantısını koyduğunu bulmanız "yanlışlıkla bulmak" kaynağını sevindiriyor.

Ek bilgi: Org uzantılı sitelere ulaşmak için de [Firefox'ta] CTRL-Shift-ENTER üçgeni gerekiyor. Internet Explorer'da denemedim.

[Bu bloga ulaşmak için adres satırına muratkaya yazıp Shift-Enter yapmanın maliyeti sıfır kontör. Türkiye'nin her yerinden aynı hızda açılır. Değişen yükleme süreleri için internet servis sağlayıcınızı kalaylayınız.]

Stephen King de (önceki postlardan birinde bahsettiğim) Yazma Sanatı isimli kitabında örnek olarak kullanmak için 1408 başlıklı bir kısa hikaye yazmaya başlıyor. Amacı, bir hikayenin ilk taslağını yazdıktan sonra üzerinde yaptığı değişiklikleri göstermek olduğu için birkaç sayfasını yazıp bırakıyor. Yazma Sanatı isimli kitabı için o kadarı yetiyor fakat Stephen King (Karanlık Öyküler isimli kitabında) bu hikayenin çok hoşuna gittiğini ve devamını getirdiğini söylüyor.

1408 isimli kısa hikaye Karanlık Öyküler isimli kitabın içinde var. Filme çekildiğini bilmiyordum ama "bu hafta sinemalarda" adlı haberlerden bir tanesinde toplamı 13 eden dört basamaklı sayıyı görünce "aaa uzun metrajını da yapmışlar" dedim. Sonra kendi kendime "vay be" dedim. "Neye niyet, kime kısmet" dedim. Dedim de dedim.

Kısacık bir hikayeden, ekonomik bir hareketin oluşmasına dair güzel bir örnek oldu benim için. Karanlık Öyküler isimli kitabı sağda solda çeşitli formatlarda çıkmış hikayelerini içeriyor ve bunun içinden beni bir başka türlü etkileyen bir anekdotu daha paylaşayım. Bu kitabın önsözünde ve çoğu hikayenin başında yazarla sohbet ediyormuş hissine kapılıyor insan. Önsözde biraz da hüzünlü bir şekilde e-kitapların piyasaya ilk çıktığı zamanlarda gözlemlediği bir şeyi anlatıyor. Eskiden yeni bir kitabım basıldığı zaman çevremdeki insanlar kitabı okuduklarını belli eder bir şekilde içindekilerle ilgili sözler söylerler ve o konuda sohbet ederlerdi fakat e-kitaplarım çıkmaya başladıktan sonra yalnızca "e-kitap çıkarmış olmama dair" övgüler yaptılar gibi bir şeyler diyor. (Kelimesi kelimesine alıntı yapmadığım için tırnak içine almadım.) Yani belki de yazdığı şeyler ile ilgili geri dönüşler almak istediği zaman insanlar zarfla ilgili sözler edip zarfın içindekilerle ilgili bir tek kelime bile etmemişler ve bunu yazarın kendisi gözlemlemiş. İlginç geldi bu bana. Dünyanın aşağı yukarı her ülkesinden binlerce okura sahip bir yazarın bunları ifade etmesinden bahsediyorum. Shift - Control - En-te-re-san.

1408 belki "yanlışlıkla keşfetmek" kavramını tam karşılamıyor ama.. Olsun. Bunları bana düşündürttü ve belki de "yanlışlıkla düşündürtmek" diye yeni bir keşif kaynağı düşündürtmüş oldu.

Bu arada hayır, 1408'i seyretmedim.

Çarşamba, Ekim 03, 2007

Hediyeler sende, sen keşfet.


Geçen gün gördüm bu banner'ı. Bir ekran görüntüsü aldım.

Fotoğrafik hafıza vardır birçok insanda. Gördüğü şekli ile aklında tutabilir çoğu şeyi.

Kelebek etkisi de diyebiliriz.

Zincirleme.

Anladınız siz.

Bu adam deli miydi

... diye düşünürdüm çocukken. Bu akşam CSKA - Fenerbahçe maçını seyrederken Vagner Love'ın (Vagner'in W ile yazıldığını zannediyordum ama ismi sırtında V ile yazıyordu) bakışlarında da bir delilik sezince aklıma Grobbelaar geldi. Hangi yıl olduğunu hatırlamıyorum ama küçüktüm ve Liverpool kalecisi olarak hatırlıyordum. Sonra da Zimbabwe milli takımının kalecisi olduğunu öğrendiğimde de garip gelmişti bana çünkü Zimbabweli deyince bir çocuğun aklında siyahî oyuncular beliriyordu (öyle bir algı yerleştirildiği için - muhtemelen 1997'de Charlize Theron'un Güney Afrikalı olduğunu öğrendiğimizde de çoğumuz buna benzer bir tepki vermişizdir).

Sonra bu gece, çocukluğumda Grobbelaar'ı izlerken deli miydi, niye öyle garip hareketler yapıyordu diye düşündüğümü hatırladım. Sonuç mu? Ne fark eder. İlla kulp mu takmamız lazım. Yalnızca eğer Türkiye'de oynamaya gelseydi bir gün, onu sadece Beşiktaş paklardı diyebiliyorum şimdi. Taraftarlar da bağrına basardı Bruce'u.

Hareketli görüntü olarak da bu video yeterli olur sanırım. Böyle deli bir adam vardı bir zamanlar...