Murat Kaya

Pazartesi, Mart 31, 2008

Güzel haberler günü

Bugün ve dün iyi haberler günü oldu.

Az önce öğrendim ki (bir süredir beklediğim haberdi ama olsun) BeFunky.com, Amarikan tabiriyle, "fonlanmış". Çok sevindim. GoldenHornVentures tarafından. Rakam falan sormadım artık. Önemli olan, çabaların karşılık bulması.

Bir önceki post'ta kendimi aciz bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissettiğimi söylemem de etkili oldu tabii. Böyle yaşamaya hâlâ alışamadım sanırım. Bir gün acizliğin içindeymiş gibi, öteki gün gelecekten umutlu.

Ondan önce de bir BlockBuster haberi almıştım. E o da güzeldi.

İnsanlara güzel haber vermek kadar güzel başka bir şey var mı diye düşündüm. Para vermek? Miktarı beğenilmeyebilir. Fakat güzel haber vermek, bambaşka. Ölçümlenemez.

Güzel haber verenlere teşekkürler.
[Eleştirel gözlere not: Güzel haber, iyi haber. Hepsi aynı.]

Kulağı hassas olanlara

Kulağı hassas olanlar için güzel bir test. İki ses klibi arasındaki kalite farkını yakalayana, kendi kendine söylenmiş bir "bravo bana" haricinde bir ödülü yok.
Bravo bana.
Link burada.
(Dikkatli gözler için not: Kliplerin üzerindeki ok işareti, Orbit adlı yazılıma ait. Güzeldir, tavsiye edilir. Buradan. Bir süredir kullanıyorum. Çok iyi.)

Cumartesi Kargosu

Cumartesi, saat 17.00 sularında kargo firmalarından birinin ofisine girdim. Tezgaha ulaştım ve karşımda "ne işin var burada" gözleri ile bakan bir kız. "Kargom var" dedim. "Malesef, kargo kapandı, alamayız" dedi. "E peki, şimdi zarfa koyup adresi yazayım, Pazartesi günü gönderseniz de fark etmez" dedim. "Olmaz, emanet alamıyoruz" dedi.

Emanet dediği şey, kargo ve biz bu diyaloğu bir kargo ofisinde yaşıyoruz. Enteresan dedim ve orayı terk ettim.

Kargocuların nasıl bir sistemle çalıştığını bilmiyorum ama müşterinin istediği vakitte kargosunu alıp gönderemiyorsa kargoculuk sektörünün gidecek daha çok yolu olduğu düşünüyorum ben. Bir zamanlar Pazar günleri bazı gazeteler çıkmazdı mesela. Onun gibi. Şimdi sıkıysa Pazar günü (veya herhangi başka bir gün) gazetenizi çıkarmayın, bir daha gazetenizi alacak bir kişi bulabilir misiniz.

Bir gün Pazar akşamı saat 20.00'de bile kargo gönderilebilecek ve bu not "antika post" olarak kalacak.

Ha bir de, o ofisten çıkarken kendimi aciz bir ülkenin vatandaşı gibi hissettim. Takvim 2008'i gösterirken. "Gönderemezlermiş!"

Perşembe, Mart 27, 2008

Tespit mi

Kevin Rose'u, Luke Wilson'a benzeten bir tek ben miyim?
Burak? Ne dersin? (TespitYap'ta geçmiş miydi?)

Mynet video kapanmazmış

Bugün ofisteki bilgisayarlardan birinin önünden geçerken, bir banner dikkatimi çekti. Mynet açıktı ve sayfanın en üstündeki banner'da şöyle bir şeyler yazıyordu: "Diğer video siteleri kapatılır, Mynet asla kapanmaz".

Görür görmez şok oldum. Webrazzi gibi forumlarda bu tip kapatmalardan sevinen insanlara "şark kurnazı" benzetmesi yapılıyordu. Mynet'e de "koskoca" denir mi bilmem ama koskoca banner vardı orada. Şimdi bakındım ama bulamadım... Acaba mynet videoyu kapatacağına, o banner'ı mı kapattı diye düşündüm.

Videolardan bahis açmışken, bambaşka bir proje; Seesmic hoşuma gitti. Dizüstü bilgisayarımda kamera yok ama yeni bir bilgisayar almaya kalksam aklıma Seesmic gelir ve sırf onun için öyle bir model ile ilgilenebilirim herhalde. Şimdilik sadece izlemek ve "nasıl geliştirilebilir" soruları üzerinde düşünmeyi tercih ediyorum. Loic Le Meur'ün projesi ve her gün birkaç konu açıyor. Cesur adam! O aksan ve ses tonu ile İngilizce konuşması takdire şayan.

Pazar, Mart 23, 2008

Yalnız değiliz

"Dillerin Katli" gibisinden bir kitap almıştım geçtiğimiz aylarda ama sadece giriş kısmını okuyup kalmıştım. Daha müsait bir vakitte okumak için kitapları kenarda tutuyorum. Umarım, yaza doğru hepsine girişip bitiririm.

Yeni değil, uzun süredir konuşuluyor. Sosyal ağlardaki yükseliş ile konuşulmaya da devam edecek ve her zaman olacak: Dilimize ne oluyor sorusu.

Bu konuda tek değiliz. Buyrun buradan. Neredeyse tüm dünyada konuşulan bir dil bile...

İngilizce kurslarından acaba hangisi çıkıp da "Türkçeyi koruyoruz. Yalnızca İngilizce öğretiyoruz." diye reklam yapacak bakalım.

Twitter

Şu sıralar geliştirilmekte olan çoğu web servisinin (tamamı da diyebilirim aslında) kullanım alanlarının nasıl olacağına dair, kurucularının bile bir belirsizlik yaşadığını hissediyorum. Normaldir elbette. Geliştirdiğiniz bir sistemin, sizin hesap ettiklerinizden çok farklı işlere de yarayabilmesi mümkün.
Blog yazmaya başladığım zaman da, blogger'ı nasıl kullanacağıma dair uzun süre bocalanmıştım. Şu anda bile blogu nasıl kullandığımı tam olarak bilemiyorum. Herhalde "paylaşıma açık bir not defteri" olarak kullandığımı zannediyorum.
Twitter'da da benzer bir karmaşa yaşıyorum. Çeşitli kullanım şekillerine bakarak, kendim için de uygun olabilecek bir model bulmaya uğraşıyorum. [Bu arada rastladığım güzel Twitter kullanımlarından biri de şu idi.] Bir süredir ifade etmekte zorlandığım şeyi sevgili Yalçın'ın, yine Twitter'da bir gönderi olarak çözdüğünü görünce rahatladım. Gerçi taa 14 Mart'ta etmiş bu lafı ya:

Twitter'ını takip edip de blogunu izlemediğim kimse yok. Bu yüzden blog postlarını bir de Twitter'dan duyurmayın bence. Mantıksız.


O kadar çok servis ve o kadar çok içerik var ki... Türkçe içerikle uğraşmaya vakit kalmıyor sanırım. E yazık tabii.
"Web çıldırması"nın hikayesi yazılmalı. Çünkü gürültüsü olmayan bir çıldırma modeli bu...

Salı, Mart 18, 2008

Bir şarkı

Eski flash disc'lerden birini kurcalarken, yıllardır o bilgisayardan bu bilgisayara sürüklenen mp3 dosyalarına rastladım. Eski internet bağlantıları, albümlerin tamamını indirmeye izin vermediği için "şarkı bazlı" indirmeler yapardık hani. O şekilde, yıllar içinde birikmiş tek şarkılar. Her şarkıcıdan neredeyse bir şarkı.
Bir tanesi, Tori Amos'tan Cornflake Girl'dü. Tekrar dinledim ve yine tüylerim ürperdi. Sonra aklıma geldi ki, ilk dinlediğim günden beri beni sarsan şarkılardan biri ve o şarkıdan sonra "Tori Amos defterim kapanmıştır çünkü artık bundan daha iyi bir şarkı gelemez" diye düşünerek Tori Amos ile olan müzik alışverişimi kesmişim.

Şarkıyı peşpeşe dinlerken, neden böyle bir şey yaptığımı düşündüm. Benzeri düşünceleri, diğer şeylere de yansıtıyor muyuz, yansıtıyor muyum diye düşündüm. Başka örnek bulabilir miyim diye düşündüm ama aklıma gelen birkaç örneğin tamamı şarkıcılardan oluşuyordu. "Bundan iyisi olamaz" diyerek, ürünü üreten kişi/firma ile ilişkiyi bitirmeden "olumlu duygular" ile ilişkiyi devam ettirmek, kullanıcı için hoş ama kişi/firma için pek iyi bir şey değil gibi geldi bana. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen sen ürünü mutlulukla kullanıyorsun ama üretici için aynı mutluluk da geçerli mi?

Bir de bu tip zevkler için, kilit noktanın "kişiyi ilk dinleyişte/görüşte/kullanışta yakalamış olması" hususunun en önemli şart olduğunu düşündüm. Cornflake Girl'ün notaları bana ulaştığı saniyede, kafamdaki ekranda "excellent" yazısı belirmiş olsa gerek.

Tori'yi "tek atımlık şarkılar/ müzisyenler" sınıfına atmadığımı belirterek bitireyim bu notu.

p.s. Cornflake Girl'ün videosunu, beyaz zeminli bir şeydi diye hatırlıyorum. Fakat Dailymotion'daki videoların hiçbiri "aaa evet, klibi buydu" dedirtemedi bana. Yanlış hatırlıyor da olabilirim ama "bir izleyeyim" dediğimde video versiyonunda şarkının zirveye götüren bölümü olduğunu düşündüğüm kısmın çıkartıldığını duyunca, çok şaşırdım. E yazık.

Pazartesi, Mart 17, 2008


Not defteri

Pazar, Mart 16, 2008

Video içeriği

Şimdiye kadar Fransa'dan çıkmasına rağmen işe yarayan tek şey: Dailymotion!

YouTube, yüklediğiniz videolardaki stereo sesi "mono"ya çevirmeyi becerirken (!), Dailymotion HD video yayınlarına başladı geçenlerde. Nasıl oluyormuş HD video'lu dailymotion diye bakınırken The Presidents of The United States of America'nın yeni videosuna rastladım. Uzun zamandır takip etmediğim gruplardan biriydi. İyi oldu. Ha bir de; SOB'ler yalnızca erkek olmuyormuş demek ki.



Takip etmeye yetişemediğim tek şey müzik grupları mı? Keşke öyle olsaydı. Şu yüzyılda hayata yetişilemiyor. Yoksa ben de istemez miydim blogu her gün "apdeyt" etmeyi.

Şu aşağıdaki video da akşam akşam iyi gitti. Hani kapaktaki kızlara bakıp da "ucuz taktik" zannetmeyin.