Murat Kaya

Cumartesi, Mayıs 31, 2008

Kendim için

Bir süredir Fake Steve Jobs'un "oPtion$"ını okuyorum. İlk satırından itibaren "bu benim yazmaya uğraştığım tarza çok benziyor" deyip durduğum (yalnızca benim romanın ilk taslağını okuma şansını(!) yakalamış birkaç kişinin anlayabileceği bir cümle oluyor bu tabii ki) bir kitap. Okumaya devam ettikçe şunu da fark ettim ki, benim hikayede eksik olan nokta (nedense hep "eksiklikleri" fark etmeye programlanmışız gibime geliyor) hikayeyi anlatan kişinin ünlü bir kişi değil, sıradan biri olması. Aldığım tepkilerin neredeyse tamamına yakını "anlatılanları takip etmenin zorluğu" ile ilgili idi. oPtion$'da da eğer hikayeyi anlatan kişi Steve Jobs olmasaydı (Feyk de olsa bir Steve Jobs var işte ortada) takip etmekte zorlanırdım herhalde.

İfade etmekte zorlandığım eksikliği, az önce heyecan içinde kendime tarif edince, bunu da kendime not düşeyim dedim. Twitter'a da not düştüm. Şimdi de, daha önce insanların zırt pırt bu romanla ilgili söylediği tek cümleyi hatırlatayım: "Git, bitir önce."
Cevabım: Bitecek dediysem, bitecek!

Perşembe, Mayıs 29, 2008

Kıl Kurumsal Laflar

Geçenlerde not almıştım. Şimdiye kadar dağınık postlar halinde, bu blogun içinde baya bir toparlamıştım bunları ama... Tek bir çatı altında toplayan ayrı bir post olacak bu.

Kurumsallık İfade Eden, Suya Sabuna Dokunmayan, Politik Laflar serisi 01.

1. _______ yıldır faaliyet gösteriyoruz. (14 yaşındaki bir kız çocuğunun kendisini yaşlı göstermek istemesini anlarım, 65 yaşındaki bir adamın kendisini genç göstermek istemesini de anlarım ama bunu anlamakta zorlanırım.)

2. Amacımız doğru hedef kitleye ulaşmaktır. (Bu cümleyi duyunca nedense hep diğerleri "yanlış hedef kitleye yöneliyormuş" gibi gelir bana. Madem sen de öyle düşünüyorsun, o zaman niye ses çıkarıyorsun. Sen ulaş "doğru hedef kitlene". Doğru insan, doğru zaman, doğru mekan diye bir şeyi arıyor sonra insanlar. Yazık. Arattırmayın. Uğraştırmayın.)

3. Tüketim okazyonlarını değiştirdik. (Bunun ne olduğu üzerine bir ekip tam 12 yıldır araştırma yapıyor. Bulguları, çıkar çıkmaz paylaşacağız.)

4. Özetlemek gerekirse x5 (Yarım saatlik bir konuşma içinde ilk paragraftan itibaren 5 defa duyabilirsiniz. Bir türlü de özetlenmez olay. O kadar komplike, o kadar karmaşık, o kadar özetlenmesi na-mümkün, o kadar özetlenemeyecek ancak yaşanarak özetlenebilecek bir şeydir nedense.)
Not: Bu bloga en sık Google'daki "kitap özetleri" araması ile ziyaretçi geliyor. Herkes özeti arıyor ama kimse vermiyor.


5. (Bir konuşma kalıbı olarak) Gerek ______ gerekse de ______. (Politikadan, ekonomiye, sanattan(!), sokak konuşmasına kadar her yerde karşınıza çıkar. Ucuzdur. Bol bol kullanılır.)

6. Keyifli. (Kampanyanın keyiflisi nasıl olur, Allah aşkına biri anlatsın bana! Kime göre "keyifli"? Bir üst maddedekine benzer fiyatlardadır, ucuzdur, bol bol kullanılır ve her daldan sohbetin içinde geçer. Neredeyse kaçınılmaz.)

7. Pazar payımızı genişletmek (şimdi sıkı durun) adına (!!!)... (Yahu şuna "için" deseniz ne olur? Her cümlenin içinde bir tane "adına" kalıbı kullandığınız zaman cahilden, cüheladan farkınız oluyor sanıyorsunuz değil mi! Kimse size "ne kadar bilgili, ağzından bilgi damlıyor" gibi övgülerde bulunmuyor. Boşuna kullanmayın şu lafı artık. Yeter. Duymaktan bıktım. Siz söylemekten bıkmadınız mı?)

8. 360 derece pazarlama kampanyası yaptık... (Yani, başladığınız noktaya geri döndünüz! Bravo. Son zamanlarda nedense herkes bunu yapıyor. Beni etkilemiyor, onu etkilemiyor, şunu etkilemiyor ama "birilerini" etkiliyor demek ki. İsmi "havalı" ama di mi. - Hadi oradan!- Rahat rahat oturuyoruz işte, ne gerek var aynı noktaya dönmek için dairenin çevresinde o kadar yol gitmeye.)

9. _______'dan bahsetmeden önce _______'den bahsedeyim sizlere. (Kurumsal teaser konuşması. Bir sonraki konuda neyden bahsedileceğini daha fazla merak ettiğimiz konuşmalarda geçtiğinde daha zevkli değil mi bu? Örnek verelim: "Size blogculuktan bahsetmeden önce biraz internete bağlanma yöntemlerinden bahsedelim." Ya da "siz bizim bu laflarımızdan sıkılmadan önce, sizlere sıkıldığınızda neler yapabileceğinizden bahsedelim önce" gibi - E bahset hadi bakalım. Biz de sıkılmayalım.)

10. Müşterilerimiz için en doğru çözümleri bulmak için ____ yıldır yatırım yapıyoruz. (Zaten yapman gereken şeyin, nesini övme ihtiyacı hissedersin ki? Evli bir adamın "Ben var ya, hani Kendim A.Ş., karısına sadık kalmak için yıllardır şınav çeken bir kocayım" demesi gibi geliyor bana bu cümle -yani alakasız, abuk, subuk, sabuk, kadük-. Üstelik yıl belirtilmesi de enteresandır. Eh, "şu kadar yıllık tecrübem var" cümlesine inanarak ya da "şu kadar yıllık tecrübe arıyorum" diyen bir İnsan Kaynakları sistemi geliştirirsen olacağı budur. Halbuki hepimiz doğduğumuzdan beri "yaşamayı başararak" hayat üzerine büyük tecrübeler edinmedik mi?)

Salı, Mayıs 20, 2008

yasak

Bugün (19 Mayıs 2008) kapalı alanlarda sigara içme yasağı resmen geldi. Şimdiye kadar ofislerde de zaten sigara içilmiyordu. Sigara içmeyen insanların sigara ile karşılaştığı birkaç yer olarak barlar, kafeler, okul tuvaletleri, mangal partileri, şunlar bunlar gibi ufak tefek yerler vardı ki, şu açıdan da bakmalarında fayda var: Sigara içenler de onlarla ancak orada karşılaşıyorlardı.

Ofislerde sigara içilebilecek yerler vardı. Ne bileyim, ayrı bir oda, bir balkon, bir teras... Bununla yetinmediler. Tutup "üzerinde tente olan her yeri kapalı alan" olarak kabul ederek sokaklar haricindeki her yerde sigarayı yasak ettiler. Çok güzel. Bundan bir sonraki aşama sokaklarda da yasak etmeye uğraşmak olacak. Peki, alkol de bir gün yasaklandığında bana gelip ağlamayın! Çünkü su da yasaklanacak bir gün. Sadece "seçilmişler" içebilecek o suları çünkü az kalmış olacak (öyle öngörüyor zerdüştler). Bayram ettiler o rezil "burada sigara içmek yasaktır" bayrakları ile. Etsinler. Twitter'da da gün boyunca laf edip durdum. 9/11'de ikiz kuleler yavaş yavaş aşağı inerken sevinen o aptallar gibi (bir başkasının başına gelen felakete sevinen insan lanetlidir, kafası yoktur, beladır, uzak durulması gereklidir, cezalandırılması gerekmezdir çünkü o zaten cezanın daniskasını çekmektedir), sigaranın "kapalı alanlarda" yasaklanmasına da sevindiler. "Bikini reklamlarının yasaklanmasına" tepki gösteriyorlardı ama anlamıyorlardı "yasaklamanın neresinin çözüm olduğunu" düşünmüyorlardı. İstemediğin şeyi yasakladılar mı, tamamdır, çözülmüştür, bitmiştir, konu kapanmıştır, sanıyorlardı. "Yasaklama" eğer bir çözümse, boruyu öttüren istediğini yasaklar. Yasaklamanın bir seçenek olarak orada bulunması bile toplumu hastalığa sürükler. YouTube kapanınca video seyredemiyoruz diye mi tepemiz atıyor sanki?

Hayatında, ofis içinde bir kere bile sigara dumanı görmemiş insanlar tutup da sigara yasağı gelince seviniyor. Hepi topu o sigara odaları kalktı diye.

Bir de şunu dinleyin. Bugün Akmerkez'in en alt katındaki tobacco shop'a uğradım. Bir yaklaştım ki, sigaraların dizildiği bölmeye aydinger kağıtları çekilmiş. "Hayrola" dedim "satış mı yok". Var dedi adam ve kağıtları aralayıp sigaraya uzandı. "Bu nedir," dedim, "tadilat mı var?" Meğersem neymiş? "Sigaranın açık bir şekilde sergilenmesi, özendiriciymiş, tahrik ediciymiş, tüketimi körükleyiciymiş. Bu yüzden kapatılması gerekiyormuş!"

Sigara yasağına sevinen bir hırbo çıkıp da bana bikini reklamının üstünün örtülmesini haber eden küpürü forward etmesin! Ha o yasak, ha bu yasak: Bir yasağa bile oh çekiyorsan, sen de yasaklandığın gün oh çekenlere küfretme. Çünkü ben bir kere bile küfretmedim.

Sigara sayesinde alışkanlıkları değişen biz olduk. Paşa paşa çıkıp, açık havada içiyoruz. Değişik bir şey yapıyoruz. Bu yasağa sevinenler değil. Onlara "şurada su içmek yasak" desen, nerede içeceğini şaşırır o suyu.

Çarşamba, Mayıs 14, 2008

Dünyanın hızı

Hani "Facebook gerçeği" başlıklı kalıp cümle gibi "dünya artık çok hızlı" lafı da vardır. Bu lafı "dünya eskiden saatte 30 km hızla dönüyordu artık 50 km hızla dönüyor yani dünya çok hızlandı" diye algılamak da mümkün. Algı bizim değil mi.

Dünya ne kadar hızlı sorusuna verilecek bir cevap buldum geçen gün. Dr Mehmet Öz'ün The Colbert Report'a çıkacağını öğrendiğim anda Twitter'dan bunu Tweet'ledim. Beş dakika kadar sonra Stephen Colbert'in Twitter'da "artık" beni takip ettiğini bildiren mail geldi!

Saatte kaç kilometrelik bir hıza tekabül ettiğini hesaplayamadım.

Salı, Mayıs 13, 2008

Blog konferansında düşüncelere dalmak

Blog konferansının ilkini kaçırmıştım. İkincisine katıldım. Konferans boyunca, "neden eskisi kadar sık güncelleme yap(a)mıyorum" diye düşündüm.
[Hemen araya giriyorum] Eksik söyledim. Konferans boyunca sadece bunu düşünseydim kendimden nefret ederdim herhalde. "Düşündüklerimden biri de bu idi" diyeyim ve rahatlayayım.

Kendimce birkaç sebep buldum. Önceleri "blog, boş adam işidir" diyenlere aksini ispat etmek için daha sık güncelleyebiliyordum belki. O sırada memlekette binlerce boş adam vardı ve bu lafı diyenlerden bir tanesi bile parmağını kaldırıp iki satırcık karalamadı. "Meşgul görünmeye çalışan" ve "iyiyi takdir etmeyen"den kork, çekin, kaç, uzaklaş, cüzzamlı muamelesi yap, orada durma da nereye koşarsan koş! Birincisi buydu diyelim.
İkincisi ne olabilir; sipariş üzerine yazı üretmekten sıkılan bir insanın kendi istediği şeyleri yazabilme isteğidir belki. [Yeter, daha fazla "belki" lafını kullanma!] Sonunda "not verilmeyen" bir sınav kağıdını doldurma rahatlığı da olabilir.
Üçüncüsü de kimseye bir şey öğretme derdinin olmamasıdır belki [sana bir üst satırda ne demiştim!]. Aslında bu dürtü hiçbir zaman olmamalı çünkü bu derdi en fazla yaşayan insanlar öğretmenler ve değerleri öldükten sonra "anlaşılırmış gibi yapılıyor". Eğitim dünyasında en sevilen öğretmenler, şimdiye kadar gözlediklerim arasında, aslında her dalda/pazarda/sektörde/konuda/branşta/ülkede olduğu gibi "benzerlerinden farklılaşan" öğretmenler: Çünkü onlar "öğretmeye uğraşmıyor". Belki de kendi bildiklerini tekrar edip durmaktan zevk alıyorlar. Bilmiyorum. Hiçbir zaman öğretmen olabileceğimi düşünmedim. Sanırım okuma-yazma bile öğretemem kimseye. (Askere giderken sahip olduğum korkulardan biriydi bu, kulaktan dolma bilgi ile, okuma-yazma öğreterek geçen askerlik hikayeleri.) Tahmin işte bunlar.
Dördüncüsü formatın değişiklik göstermesi olmuştur diye düşündüm. Son zamanlarda daha kısa girişler yapıyorum. Okuması kolay olsun diye mi, yoksa kısa yazmayı becermeye mi başladım, ben de bilmiyorum. (Bunları söylerken yukarıdaki metne baktım, pek kısa görünmedi gözüme.)

Bu satırları yazarken aklıma gelen şey, o sırada da aklıma geldi: Bunları listelemenin ne alemi var? Sanki "neden sık güncelleme yapmıyorum" sorusuna cevap verdiğinde daha mı sık güncelleme yapacaksın ya da güncelleme yapmana yardımcı mı olacak.

Değil aslında.
"Niye yazdım ki ben bunları" diye dertlenmiyorsan eğer, yaz gitsin.
Nasıl olsa daha yapılacak çok şey olduğu gibi, "yazılacak" çoooook şey de var.

Klavye-Klavier-Keyboard

QWERTYUIOP
ASDFGHJKL
ZXCVBNM

Bunlar bir Q klavyedeki harflerin sıralanması.
Üstüne ğüşiöç'i de ekledin mi, oluyor sana bir Türkçe klavye.

Klavye.
Kılavye diye okunur, klavye diye yazılır.