Murat Kaya

Cumartesi, Eylül 27, 2008

İsviçre'nin bile soul şarkıcısı varmış

Tweet gibi kalacak bu post. Kulağıma çalınan şarkılardan bir tanesinin de sahibi İsviçreli çıktı: Stefanie Heinzmann.

Amerikalı sandığın şarkıcılar, hiç tahmin etmediğin bir memleketten çıkınca nasıl şaşırırsan, ben de öyle şaşırdım. Joss Stone da şaşırtmıştı zamanında. "İngiliz mi?" diye.

Stefanie Heinzmann-Revolution: Şarkının videosunu bulamadım. Siz bulursunuz. "Çiçekler, böcekler, dünya daha iyi bir yer olabilir. Haydi hep beraber. Elimizi taşın altına sokalım" havasında ama, nedense bir şekilde yakaladı beni.
Şimdi böyle dedim diye çiçekli böcekli şarkılara sırt çeviriyorum sanılmasın hani.

Ahmet Ertegün'den miras

Geçtiğimiz günlerde Oasis'in yeni albüm çıkardığını ve tesadüfen görmesem Allah bilir ne zaman denk geleceğimi düşünürken sıkıldım. Son zamanlarda hep "dünyaya yetişememekten" dertleniyorum. Gerçekten de günü 24 saat yaşasanız bile önceden gelen ilgi alanlarınız ile sonradan yakalamaya başladığınız ilgi alanlarınızla ilgili takibe başladığınızda 24 saatin yetmediğini hissediyorsunuz ve bu (sizi bilmem ama) beni çok rahatsız ediyor. Kendi kendime kaşındığımın da farkındayım. Her şeye yetişmeye çalışmak çoğu zaman "hiçbir şeye yetişememek"le sonuçlanıyor.

Yine geç fark ettiğim şarkılardan biri (yolda dinlediğim bir saatlik Power FM seansları olmasa yeni müzikleri nerede dinleyeceğimi ben de bilmiyorum - internet mi? Hangi birine yetişebiliyorsunuz?) Paolo Nutini'den. Paolo, Ahmet Ertegün'ün bize mirası. Hayatını kaybetmeden önce sağda solda okuduğum kadarıyla "son dönemdeki en büyük keşfi" olarak bahsettiği Paolo'nun ilk albümünü dinlemiştim. Şu anda adını hemen çıkartamadığım çıkış şarkısını beğenmiştim. Ama bu şarkıyı ilk duyduğumda, vokale kulak verip Paolo'nun söylediğini tahmin edemezdim! Sarsıcı.

Beni içine çekip, neşelendiren, canlandıran, kıpırdatan bir şarkı: New Shoes. Klibini de buraya taşıyorum. Belki benim gibi, görmemiş, duymamış, rastlamamış birkaç kişi daha vardır.


Paolo Nutini_New Shoes
Uploaded by ronaldmacdonald33

Yine son dönemlerde farkına vardığım bir şey. Bunca "hız"a rağmen, bir şarkının veya "patlaması beklenen" herhangi bir şeyin (ürün), ulaşması gereken hedef kitleye ulaşması önceki dönemlere göre daha yavaş bile olabiliyor. "Bir günde patlama" devriymiş gibi görünse de... Aslında öyle değil sanki bu devir.
Ha bir de, adını hatırlayamadığım şarkı "Jenny Don't Be Hasty" imiş. Sağlam şarkıydı. Yukarıdaki şarkı da taa Mart 2007'den kalmaymış ve Türkiye'de 7nci sıraya kadar yükselmiş! Ben daha yeni fark ediyorum!!

İnsanların gün içinde maruz kaldığı, dikkat dağıtıcı veya dikkat toplayıcı mesaj sayısı, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar fazla zaten. Biri sizin yanınızda bas bas bağırsa bile duymayabilirsiniz. Ve enteresandır, hâlâ televizyona çıktığı zaman ülkedeki tüm insanların reklamını göreceğini (ve algılayacağını ve sonra hatırlayacağını) bekleyen ve bu olmadığı zaman reklam ajansına patlayan reklamverenler var. Kimse günün 24 saatini sizin ürününüzü düşünmeye ayırmıyor, kimse sizinle 24 saat düşüp kalkmıyor, kimse 24 saat sizin anlattıklarınızı dinlemiyor. Kusura bakmayın. Bill Gates "aaa, bizim MSN Messenger'a benzeyen Google Talk diye bir ürünü varmış Google'ın" dese, şaşırmayacağım bile. Kimseden mükemmellik beklemeyin, bu çağın özeti bu olacak belki de. (Gerçi bir sonraki çağ ile karşılaştırınca, bu halde bile mükemmel olarak anılacağız herhalde.)

"Mesaj kaygısına son" diye bitiriyorum. Fakat bu sloganın bile hangi GMS operatörüne ait olduğuna karar veremiyorum. Avea mı, Vodafone mu. Buyrun buradan yakın: Güya günde kaç saat radyoda/tv'de/dergide/gazetede dönüyor bu reklamlar!

Çarşamba, Eylül 24, 2008

Renkli paragraf


Bir varmış iki yokmuş iken, bu blogun neredeyse haftada birkaç defa güncellendiği zamanlarda, şöyle bir deneme yapmışım. 

Aslında deneme değildi: O zamanlarda, bugün bir daha gördüğüm şeyin, farklı bir görüntüsü/ifadesi idi. O görüntüyü bir kitabın içinden alınmış bir paragraf olarak algılarsak eğer, herhangi bir paragrafın veya bölümün o renk kadar farklı insan tarafından farklı algılanacağını düşünüp, bunu o şekilde ifade etmiştim. Bunların hepsini bir araya getirdiğimiz zaman bir paragraf oluşuyordu.
Yani o paragraftaki her bir renk, bir başka kişinin algısını oluşturuyordu. Hukukî metinlerin bile aynı eğitimi görmüş birden fazla hakim tarafından farklı yorumlanabilmesi gibi biz de hayatı diğerlerinden farklı algılıyoruz.  

Aynı görüntüye "bir insanın zihni" olarak da bakabiliriz. Her rengi farklı bir kişi oluşturuyor o zihinde. Yine en başa dönersek, bu bütünü bir "eser" olarak algılarsak da, o eserin her bir tarafında farklı rengi temsil eden kişiler farklı şeyler görüyor. Belki üzerinden defalarca geçildiği zaman bir diğer rengin gördüğü şeyi görebiliyoruz sanki. Bana öyle geliyor.

Herhangi bir yere mi bağlayacağım? Yoo. Zaten bağlanmıştır zihinde bir yerlere.


ps. Bu akşam eve dönerken, yolda bambaşka bir post gelmişti aklıma. Başlığını bile atmıştım. Elbette attıktan sonra "ne kadar kötü başlıklar atıyorum" dedim. Neden mi dedim? "FriendFeed'de başlıkların etkisi" üzerine düşünceler akıyordu yolda giderken. Sonra serserinin biri korna öttürdü ve ben hepsini unuttum. Biri şu kornaları söksün şu arabalardan. Kimsenin ihtiyacı yok. Trafiği Pavlov Köpekleri'yle dolduruyor. Korna duymadan, selektör görmeden çevrelerini görmüyorlarsa...