Murat Kaya

Pazar, Ekim 26, 2008

Ürettiği İçeriğe Tapınma Hastalığı

"Ürettiği içeriğe tapınma hastalığı"

Tanım: Daha çok medyada görülen "internet denilen şey ile kontrolümü kaybettim, hepsini alaşağı edeceğim" diye bağıran, kapalı yerde tutulması ve devamlı olarak ne yaptığının gözlenmesi gereken bir hastalık.

Sebepleri: "Aşağılık kompleksi" ile tetiklenir. Benim yaptığımın aynısını yapıyor ve benim para kaybetmeme neden oluyor (kazanmama değil, kaybetmeme) cümlesi ile başlar. Halbuki "zaten cebinde olmayan para, kaybedilmiş para değildir." O para "cebini kaybettiği" zaman, diretk olarak senin cebine gelmeyecektir zaten. Belki hiç gelmez, belki dolaylı olarak gelir. Ama sen böyle mızmızlık edersen muhtemelen hiçbir zaman gelmeyecektir.

En sık görülen savunma biçimi: İnternet denen aşağılık şey ile, işlerimiz bozuldu. Ondan önce ne güzeldi, al gülüm-ver gülüm. Şimdi hiçbir şey vermeden, bizim aldıklarımızı alıyorlar. O zaman ne yapmamız gerekiyor, bu interneti tamamen yok etmemiz gerekiyor. 

Sonuçları: Bu yüzden bu ülkede, gazeteler web sitesi yapmamayı tercih eder. Baktılar ki web'den de para kazanılıyor, o zaman içeriği koy ama yanına da "güzeller galerisi" ve "video galerisi" koy, bari "reklamdan kazanırız". Bazı gazeteler ise hiç web'e girmez, "internetten bedavaya okumak yok kardeşim, benim içeriğim 'tapınılası' içeriktir ve öyle bedavaya okunamaz. Sen onu okuyacaksan, benim cebime de dedemden gördüğüm metotla "para girmelidir". Haa bir gün "para" kavramı diye bir şey kalmaz ise olsun o zaman da yemeğini veya taşını-toprağını-silahını bana vermen gerekir. İllaki bir şey almam lazım senden. 

Amarikalılar (Amarika diye okunur genelde) internetten tüm dergilerini bedava okutuyorlar! Enayi oğlum onlar. Zaten çok cahil bir halkları var. Daha Türkiye'nin hangi kıtada olduğunu bile bilmezler. Gerçi onların paraya da ihtiyacı yok. Dünyanın tüm petrolü onlarda. Araplardan alıyorlar bedavaya. O yüzden dergilerini bedavaya okuturlar. Bizde öyle mi? İnternete koyduğun anda bir tane bile dergi-gazete satamazsın. Herkes internetten okur. Bedava ya. Ha bu arada, bizim rakip gasteleri falan internetten okuyoruz biz. Gidip bayiiden alırsak, rakibe para kazandırmış oluruz. Bizde böyledir kardeş. Biz eğer kazanamıyorsak, hiç kimse kazanmamalıdır. Eğer biz oyunu oynayamıyorsak, karşı taraf da oynamamalıdır. Eğer biz ölüyorsak, tüm dünya da bizimle birlikte ölmelidir. Benzer şekilde, o kadın/erkek benim karım/kocam olmuyorsa, kimsenin karısı/kocası olmamalıdır. 

Aşağılık kompleksi ile tetiklenen bu hastalık, ciddi psikolojik rahatsızlıklarla son bulur. Benzer şekilde, "eğer biz kafadan rahatsızsak, kimse kafadan mutlu olmamalıdır" gibi bir durumu herkese empoze eder.

Hepimizi uzaylılar ısırdıysa, hepimiz uzaylıyız demektir o zaman. İçine bir miligram sidik damlayan su bardağı, sidikli bardaktır çünkü.

Cuma, Ekim 10, 2008

Gözünüze gerek yok, medya sizin için "görür"


Fotoğraf, Türk Telekom'un CeBit'teki standından. Bu fotoğrafın bana düşündürttükleri de aşağıda.

Fuarda standlarının bazılarında, bir atraksiyon olduğu zaman, etrafı insanlarla doluyor ve olaya sonradan dahil olan ziyaretçiler bu halkanın çevresinden, eğer boyları 2.10 m civarında değilse, hiçbir şeyi göremiyor. Yukarıdaki fotoğrafta ise görüldüğü gibi, kameralardan oluşan bir halka var ve bu halka çevredeki ziyaretçilerin Cem Yılmaz'ı görmesini bile engelliyor. Bu şekilde ne oluyor, "sizin görmenize gerek yok, biz görelim, size de gösteririz" durumu ortaya çıkıyor. Peki biz, tüketici/okuyucu/izleyici olarak, kameraların gördüğünü mü görüyoruz sadece yoksa herkes "farklı" mı görüyor? Bence herkes farklı görüyor. Aşağıdaki görüntüde olduğu gibi. (Daha önce bahsettiğim gibi.)

Çarşamba, Ekim 08, 2008

Reklamlarda gariplik

Bu akşam televizyonda bir inşaat projesinin reklamına rastladım da hatırladım bunu yıllardır söylemeyi unuttuğumu: Bu projelerin televizyon reklamları yapılırken, şehrin hangi semtinde, hangi bölgesinde yapıldığını söyleyenine şimdiye kadar (sanırım) hiç rastlamadım. "Bilmem ne evleri" diye reklam yapılıyor, İstanbul'un merkezinde olduğu söyleniyor (neresi ise orası artık) ve reklam küt diye bitiyor. Potansiyel müşterinin, O 3D görüntülere bakıp "haa bu proje Kıyıyolu'nda yapılıyor" diyeceği mi düşünülüyor? "Yatırım" amacı vaad ediliyor hani daha çok, acaba diyorum "yatırım amaçlı satmayı planladıkları için mi evlerin semtini söyleme gereği duymuyorlar. "Yatırım amaçlı alacaksa adam, zaten şehrin neresine yaparsan yap, fark etmez" diye düşünülüyor herhalde.

Enteresan. İstanbul'un merkezinin neresi olduğunu söyleseler bari... Biz de bir karar versek. Taksim mi, Levent mi, Kadıköy mü, Barcelona mı?

Cumartesi, Ekim 04, 2008

Güzel insan, çirkin insan

"Önemli olan iç güzelliğidir çocuğum" cümlesini filmlerde, hayat boyunca, okulda, evde, orada-burada, ayşegül ve cin ali kitaplarında bile duymuşuzdur herhalde. Palavradır ya da değil. Önemli mi? Birileri için hayat felsefesi bile olabilir bu. Kimi için avuntu. Kimi için kahkaha malzemesi. Boşverelim.

Dışı güzel olup da, içi çirkin insanlar vardır. Anlarım.
Dışı çirkin olup, içi güzel olan insanlar da vardır. Onu da anlarım.
Hem dışı, hem içi güzel insanlar da vardır. Normaldir. İyidir güzeldir hoştur.

Ama hem dışı hem de içi çirkin insanları... Anlayamıyorum. Başkalarının hayatları cehenneme çevrildiklerinde içleri de "iyi" oluyordur belki. Kime ne: O pis suratlarına bakıp, bunu anlamaya çalışacak kadar bol vakti yok kimsenin.

Dünyaya belki de tek katkıları, bana (ve belki benim gibi başka insanlara) bu cümleyi yazmak için verdikleri ilhamdır. O da bir şeydir değil mi?

Ekonomi için bir şeyler mi arıyordun? Metindeki "kişi" yazan yerleri "firma"ya çevir. Bir daha oku.

Maç yayınları, radyolar ve dünya

Geçen gün uydudan maçlara bakayım dedim. Maç saati geldiğinde "geçersiz servis" yazısı çıkıyor ve ben deliriyorum. Bu durumla ilk defa bir önceki dünya kupasında karşılaştık. ATV'nin yan kuruluşu olan kanal (ismini unuttum, araştırmaya da nasıl üşeniyorum...) kupanın tam ortasına geldiğimiz günlerde küt diye şifre koymuştu. Açıklama ise şu idi: "Uydu yayınları Türkiye dışından da seyredildiği ve bizim kanal sadece Türkiye'deki yayın haklarını aldığı için..." 

İki taraftan ters bir durum:

1. Bu kural, tam kupanın ortasına geldiğinizde mi aklınıza geldi?
2. Şifreyi girmeden önce bangır bangır duyursaydınız madem. Altyazı geçse idi (hiç altyazı geçtiğini görmedim.)

Sonra NTVSpor, sonra CNN Türk, sonra Star... Hepsi tek tek şifrelemeye başladı maçlar sırasında.

Bunun yanında internet radyolarının birçoğunda ve podcast'lerde şarkılar birer birer yok olmaya başladı. BBC'nin podcast'lerini indirip dinlemeye başladığımızda müziklerin hepsi orada duruyordu ama sonra müzikler "fade out" olmaya başladı. Neden? "Uluslararası yayın hakları".

Eğer internet diye bir mecra var ise, bu "bir tek, (one and only)" mecradır. Ülkeye göre farklı muameleye başlamak ne zaman kırılacak, merakla bekliyorum. Bu konuya daha önce Michael Arrington'ın bir gözlemi ile girmiştim ama maç yayınlarına giren şifrelerin ardından iyice patladım. İşin bir diğer kötü tarafı ise yayın şifrelerinin internette dolanıyor olması. Şifreyi isterse Arapça versinler, yine de o şifre I2WANT3TO4KICK5YOUR7ASS şeklinde LATİN harf ve rakamlarından oluşacak ve bunu herkes görebilecek ve şifreyi alıcısına girip kırabilecek. Ee, neyi kimden kaçırıyorsunuz?

Sonra ne oldu? UsStream.tv'den seyrettik, oldu, bitti. Neden YouTube'da bazı videolara "bu video, Amerika ve Kanada dışında gösterilemez" ibaresi koyamadıklarını düşünüyor mu acaba bu "tv ve internet hukukçuları"?

ps. merak ediyorum, bir gün bu durum çözülebilecek mi? Global anlamda.

Cuma, Ekim 03, 2008

Laflar

Laf: "MSN'den sıkıldım". Çözüm: "Yahoo Messenger diye bir şey duydun mu hiç? Ya da Gtalk? Veya IM'siz yaşayamaz mısın?"

Laf: "Facebook amele doldu". Çözüm: "Dünyada da çok var. Mars'a mı taşınıyorsunuz o zaman? Arkadaş çevreni değiştirmeyi dene."

Laf: "Patron bunu istiyor." Çözüm: "Patronuna güzel görüneceğim diye iş arkadaşlarına çirkin mi görüneceksin? Elbette bir orta yol bulunur."

ps. Son günlerde aklımda kıvranıp duran cümlelerdi. Kafamdan attım, gitti.