Murat Kaya

Pazar, Aralık 14, 2008

Body of Lies (Yalanlar Üstüne)

UYARI: Spoiler içerebilir. Titreten aksiyon istiyorsanız Body of Lies’ı seyredin. 19 Aralık’ta sinemalarda.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Acer Aspire One office dokümanları üzerinde çalışmak için biraz zor bir ürün. Noktalama işaretlerine ve shift tuşuna ihtiyacınız olmadıkça iyi ama eğer noktalama işaretlerine fazla ihtiyacınız oluyorsa biraz zor –Q Türkçe klavyede daha da zor sanki. Ayrıca Office 2007 benim için tam bir hayal kırıklığı. Bu kadar köklü bir değişime gitmek, şehir içinde popüler olan bir mağazayı tutup -şehir dışına bile değil- başka bir şehire taşımak gibi geldi bana. Wired’ın kapak konusu olan yazı da (Microsoft’la ilgili olan) bunun üstüne tuz biber ekti. Al Ries ne diyordu “Yöneticiler gerçeklerle ilgilenir, Pazarlamacılar algılarla ilgilenir”. Algı da şehir dışına değil, başka “ülkeye” taşındı bende. Microsoft da “bir yönetici” ile kaçmış değil, dönüşe geçmiş bir treni yakalamaya uğraşıyor bence.

Sonra gelelim bahsi geçen filme. Artılarla dolu akşam, Warner Bros’un daveti ile başladı. Birkaç tanesini sayayım: Film öncesinde izlemek zorunda kaldığınız reklamların olmaması, sigara içmek için bir yerin düşünülmüş olması (en son digital age konferansında sigarayı otelin dışında içmek zorunda kalınca biraz can sıkıcı olmuştu) ve o harika “unlu mamüller”. Utandığım için nereden aldıklarını soramadım. Vişneli olan, şimdiye kadar tattığım en iyi şeylerden biriydi.

Body of Lies’a gitmeden önce IMDB’ye bile bakmadım. Dolayısıyla filmin konusu hakkında hiçbir bilgim yoktu. Daha ilk sahneden türü hakkında bir fikir sahibi oldum. 11 Eylül’den öncesinde The Siege ile başlayan seriye yeni bir film daha eklenmiş: Body of Lies. Çok sert bir film: Terörü neredeyse perdeden hissedecek kadar yakına taşıyor bu film. Hiç beklenmedik anlarda patlayan bombalar “nasıl bir çağda yaşıyoruz” artık diye düşündürtürken terörü kontrol ettiğini iddia edenlerin de bunu körüklediğini düşündürtüyor. Syriana’dan farkı iki farklı coğrafi mekan üzerinde geçmesinden çok Body of Lies’ın ortadoğu coğrafyasında daha çok vakit geçirmesi denilirse hiç de yanlış olmaz. Hatta toplamda filmin Amerika’da geçen sahnesi hiç yok gibi (Russell Crowe devamlı olarak telefonla bölgeyi kontrol ediyor). Filmin “paranoyaları” coşturacak birkaç yanını da söylemeden geçmeyeyim. Cep telefonlarının ne kadar “güvensiz” olduğuna dair sağda solda söylenen sözlerin ne kadar doğru olduğunu gösteren bir film bu. Filmde kullanılan teknolojiler eğer birkaç sene sonra son tüketicinin erişebileceği şeyler olursa dünyanın ne kadar iğrenç bir hal alacağı fikrinden ürperirim. Fakat elbette “komplo teorileri” üretenlere de yine bol malzeme çıkıyor buradan: “Madem uydular ile dünyadaki herkesi bu kadar rahat takip edebiliyorsunuz - then who the fuck is Osama Bin Laden?”

Filmi izlerken elime kalem alıp not tutmadım ama aklımda kalan birkaç cümle vardı ki, Body of Lies’ı benzeri “kötü tablo çizen” filmlerden kendini farklılaştırmasına yardım ediyordu bence. Beni etkileyen cümlelerden biri Amerika’nın ortadoğudaki kolu rolünde oynayan Leonardo DiCaprio’nun, CIA’i temsil eden karakter olan Russell Crowe’a “siz burayı bilmiyorsunuz, uzaktan burası hakkında atıp tutuyorsunuz” benzeri çıkışı ve aşık olduğu kız için bölgede kalmaya karar veren Leonardo DiCaprio’ya Russell Crowe’un “ortadoğuyu kim sever ki?” sorusu idi.



Filmden çıkarken, huzursuz bir şekilde ayrıldım salondan ve görünen o ki bu savaş bir şekilde devam edecek. Her ülke diken üstünde yaşamaya devam edecek.

Ortalığı zaten bok götürürken, şu sıralarda yok mu güzel hikayeler anlatarak insanların içini ısıtacak bir film diye düşündüm. Yoksa artık “eğlenceli” film yapmak “sorumluluk sahibi olmamakla” eşdeğer mi sanılıyor? Herkes “felaket tellalı” rolünü bir şekilde oynar. Hani bırak başka bir şehri, başka bir ülkeye taşınmak falan da kâr etmez...